HELAL VE SAĞLIKLI GIDA BİLİNCİ
İsmail SERT
İslam dini, insanın dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamak için beslenme hayatını da kuşatan “helal yaşam” prensiplerini ortaya koymuş, beden ve ruh sağlığının bozulmasına sebep olacak hiçbir boşluk bırakmamıştır. Ayrıca helalin kapsamını geniş tutup haramın kapsamını daraltarak insanın özgürlük alanını olabildiğince genişletmiştir. (Bülent Dilmaç, “Helal Kavramının Günlük Yaşama Uyarlanmasının Metodolojisi”, 4. Uluslararası Helal ve Sağlıklı Gıda Kongresi Bildiri Kitapçığı “Helal Yaşam, Helal Gıda, Helal Ürün, Helal Hizmet”, [Ankara: Necmettin Erbakan Üniversitesi Yayınları, 2017], 6.)
Helal ve sağlıklı yaşama bilinci, çocuğa henüz anne karnında iken anne adaylarının beslenme konusunda nitelik ve niceliğe verdikleri önemle kazandırılmaya başlanmış; gelişim dönemi özellikleri doğrultusunda ruhi, fiziki, sosyal ve ahlaki gelişim düzeyleri dikkate alınarak küçük yaşlardan itibaren anne babalar, rol model olmayı önemsemişlerdir.
Kişilik gelişiminin önemli unsurlarından biri olan “zıtların dinamiği” temel prensibiyle helal ve haram kavramlarının birlikte ele alınması, manalarının anlaşılmasını kolaylaştırdığı gibi “davranışsal entropi” yasası çerçevesinde insanlar tarafından daha kolay benimsenmesini ve davranışa dönüştürülmesini de beslemektedir. Bu doğrultuda helalin ön plana çıkarılması, haramın etkisini azaltırken helal hassasiyetinin geri planda bırakılmasıyla haramlar hayatı kuşatmaya başlayacaktır. Bu sebeple zıtların dinamiği sisteminin sonucu olarak helal gıda kavramının gündemde baskın olarak yer alması, “temiz, helal, faydalı, sağlıklı” gibi olumlu fikir ve eylemlerin benimsenmesine daha fazla imkân sağlayacak; “necis, haram, zararlı, sağlıksız” gibi menfi eylem ve kavramların sebep olacağı olumsuzluklardan insanları koruyacaktır. (Nevzat Tarhan, “Helal Kavramının Günlük Yaşama Uyarlanması Karakter Eğitiminin Rolü”, 4. Uluslararası Helal ve Sağlıklı Gıda Kongresi Bildiri Kitapçığı “Helal Yaşam, Helal Gıda, Helal Ürün, Helal Hizmet” [Ankara: Necmettin Erbakan Üniversitesi Yayınları, 2017], 5.) Helal ve sağlıklı gıda bilincinin yaygınlaşmasına yönelik gayret ve çabalar insan ve toplum sağlığının korunabilmesi için ihtiyari değil bir zorunluluktur.
Bedeni birçok hastalıktan koruduğu dile getirilen adaptasyon, kondisyon ve spor için bedenin vücut direnci amacıyla ihtiyaç duyduğu gıdaların helal hassasiyetiyle alınmasının akıl ve ruh sağlığına da olumlu katkı sağladığı ifade edilmektedir. (Fatih Kılınç, “Egzersizin Helal ve Sağlıklı Bir Hayat Sürmedeki Önemi”, 4. Uluslararası Helal ve Sağlıklı Gıda Kongresi Bildiri Kitapçığı “Helal Yaşam, Helal Gıda, Helal Ürün, Helal Hizmet” [Ankara: Necmettin Erbakan Üniversitesi Yayınları, 2017], 7.) Öte yandan helal ve sağlıklı olmayan gıdaların insanın fıtri duygularına zarar verdiği, bedenî ve ruhsal birçok problemlere sebep olduğu dile getirilmektedir. (Orhan Çeker, “Gıda Felsefemiz”, I. Ulusal Helal ve Sağlıklı Gıda Kongresi Kongre Kitabı 19-20 Kasım 2011 “Gıda Katkı Maddeleri, Sorunlar ve Çözüm Önerileri” [Ankara: Pozitif Tanıtım Hizmetleri, 2011], 24.)
İnsanların davranışlarında görülen farklı boyutlardaki tutarsızlık ve aşırılık ruhsal probleminin beslenme kaynaklı olduğundan bahisle helal gıdanın psikiyatrik hastalıkları önlemesi ve geciktirmesinin yanı sıra ruhi bunalımların hızlıca tedavisinde, ruhsal hastalığa bağlı yeti yitimini azaltmasındaki önemi de ayrıca ifade edilmektedir. (İbrahim Balcıoğlu, “Ruh Sağlığının Helal ve Sağlıklı Bir Hayat Sürdürmede Önemi”, 4. Uluslararası Helal ve Sağlıklı Gıda Kongresi Bildiri Kitapçığı “Helal Yaşam, Helal Gıda, Helal Ürün, Helal Hizmet” [Ankara: Necmettin Erbakan Üniversitesi Yayınları, 2017], 8.)
Helal gıda, insan ve toplum sağlığına yönelik tehdit oluşturan ruhsal problemlerin oluşmasını zayıflatması itibarıyla İslam hukukunun temel ilkelerinden olan “olumsuzlukların ve kötülüklerin önlenmesi” hedefine önemli katkı sağlamaktadır. Bu bağlamda insanın, kâmil manada tam bir ruh sağlığı içinde anlamlı, üretken, sağlıklı ve huzurlu bir hayat yaşamasında, kendini aşan bir ulvi amaca yönelik gayret göstermesinin yanında helal ve sağlıklı besinlerle yeme içme disiplinini yerine getirmesinin önemi ortaya konulmaya çalışılmaktadır. (İbrahim Balcıoğlu, “Ruh Sağlığının Helal ve Sağlıklı Bir Hayat Sürdürmede Önemi”, 8.)
Kur’an’da helal ve sağlıklı gıdalarla (tayyibat) beslenmenin ve peşinden salih amel yapılmasının emredilmesi (Müminun, 23/51.), Hz. Peygamber’in ise helal ile beslenmeyen kişinin dua ve ibadetinin makbul olmayacağını ifade etmesi; (Müslim, Birr, 59, Zekât, 19, 65; Tirmizi, Kıyame, 25.) helal ve sağlıklı beslenmeyle elde edilebilecek “manevi huzur”dan mahrum kalmanın ortaya çıkaracağı ruhi bunalımlara gıda-ibadet ilişkisi üzerinden dikkat çekmektedir.
Sağlıklı ve helal beslenmenin merkezinde insan vardır. Temiz ve sağlıklı hayat sürme isteği ve insanın zararlı olana karşı kendini koruma duygusu, insan fıtratındandır. Bu doğrultuda helal kazanç şuuru ve kul hakkı bilincini de içine alan helal lokma şuuru ile beden ve ruh sağlığının korunması bilincinin kazandırılmasına, helal ve sağlıklı yaşam tarzının farkındalığının oluşturulmasına yönelik çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Helal gıdanın insan sağlığına, insan sağlığının ibadete etkisi
İnsanın şer’î hitaba muhatap olabilmesi için akıl sağlığının yerinde olması, kişinin teklif edilen ibadetleri fiilen yapabilmesi için vücudunda mükellefiyeti yerine getirmesine mâni olacak derecede noksanlık ve hastalığın bulunmaması gerekir. Bu sebeple sağlık, Allah’ın insana en önemli emanetlerindendir.
Kur’an-ı Kerim’de rızık olarak verilen nimetlerin temiz ve helallerinin yenilmesini, belirlenen sınırların aşılmamasını (Maide, 5/87.), yeme içme konusunda israf edilmemesini (Araf, 7/31.) ifade eden ayet-i kerimeler, helal gıdadan itidalli yararlanılmasını isteyerek ölçünün kaçırılmamasını ve sağlığını tehdit edecek olan zararlardan insanı korumak istemektedir. İnsan, yaratılışına uygun bir denge içinde yaşamalıdır. Hem bedenî hem ruhi ihtiyaçlarını ihmal etmeden, aşırılıklardan kaçınarak bir hayat sürmelidir.
Tarihin seyri içinde sınırlı kişiyi etkileyen ve çoğu zaman fiziksel bir problem olarak değerlendirilen şişmanlık, bugün sağlığı ciddi şekilde tehdit eden yaygın bir hastalık hâlini almıştır. Beden sağlığını olumsuz etkileyen şişmanlık, aynı şekilde huzurlu bir ibadet için de bir engel oluşturmaktadır. Peygamberimizin (s.a.s.) “Âdemoğlu karnından daha kötü bir kap doldurmamıştır.” şeklinde başlayan hadis-i şerifinde zikrettiği midenin bir bölümünün boş bırakılması (Tirmizi, Zühd, 47.) tavsiyesine uyarak aşırı kilolu olmanın önüne geçilebilir.
Beslenme kaynaklı veya gıda maddesi içerik probleminden kaynaklanan sağlık sorunlarının ibadet hayatına olumsuz etkilerine dair örnekleri çoğaltmak mümkündür. İnsanın sağlıklı bir şekilde yaşayabilmesi için hem bedenini hem ruhunu beslemesi gerekir. Beden, helal ve temiz gıdalarla beslenmelidir. Vücuda gereken besinler verilmediğinde beden zayıf düşer, hastalanır. Ancak sadece bedenin ihtiyaçlarını karşılamak insanı tatmin etmez. Çünkü ruh, maddi gıdalarla doymaz; onun besini imanı ve inancına uygun gıdalarla beslenmesidir.
Allah’ın nimetlerinden yerken tefekkür, şükür ve zikir bilinci içinde olmak gerekir. Mevlana’ya göre Allah’ın yarattığı güzellikleri görmeden, O’nu anmadan yenilen lokmaların içimize sinmesi mümkün değildir.
Helal ve tayyib olan ürünlerle beslenmenin önemi
İslam dini, hayatın her alanında olduğu gibi beslenme konusunda da Müslümanlara rehberlik eder. Helal ve temiz (tayyib) olanı tüketmek, sadece dinî bir zorunluluk değil, aynı zamanda kişinin ruhsal ve bedensel sağlığını koruyan bir değerdir. Kur’an-ı Kerim’de bu konuya birçok ayette dikkat çekilmiştir. “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin…” (Bakara, 2/172.) ayet-i kerimesi Müslümanların tükettiği gıdanın sadece helal olmasıyla yetinilmemesi gerektiğini, aynı zamanda temiz olmasına da dikkat edilmesi gerektiğini vurgular.
Helal gıdaya dikkat etmek, bir Müslümanın sorumluluğudur. Bu duyarlılık, sadece bireysel ibadetlerin değil ailevi huzurun ve sağlıklı nesillerin inşasının da temel taşlarındandır. Tükettiğimiz her lokma sadece midemizi değil kalbimizi ve dualarımızı da etkiler. Bu nedenle Müslüman, alışveriş yaparken ürün etiketlerini okumalı, güvenilir olanları tercih etmeli, şüphe duyduğu ürünlerden uzak durmalı ve Allah’ın rızasını gözetmelidir.
Sağlık ve yaşam hakkı açısından helal gıda
Sağlıklı olmak ve sağlıklı yaşamak her insanın en önemli isteği olmakla birlikte yaşama hakkı, bütün hukuk sistemlerinde en önemli hak olarak kabul edilmiştir. Yaşamını yitiren bir insan diğer bütün haklardan mahrum kalacağından yaşama hakkının ihlali kişinin diğer haklarının ihlali anlamına gelmektedir.
Beslenme ise insanoğlunun yaşamını devam ettirmesi için zaruri ihtiyaçlardandır. Ayrıca insanın yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesinde “helal ve tayyib” gıdaların önemli bir yeri vardır. Helal beslenmenin uhrevi sorumluluk yönü olmakla beraber, aynı zamanda dünyada sağlığa yönelik zarureti de vardır.
Kişinin yaşamını devam ettirmeye yetecek kadar helal ve sağlıklı gıda maddesine ulaşabilme hakkı İslam hukukunun temel ilkeleri arasında yer alan ve cemiyetin varlığını sürdürmesinde zorunlu gördüğü temel ihtiyaçların karşılanmasında beş asıl haktan biridir. Bu hakkın elde edilmesi noktasında sunulan hizmetlerin de aynı hassasiyetleri taşıması beklenir. Nitekim Hz. Ömer’in, “Bizim çarşımızda dini bilen kimseler satıcılık yapsın.” (Tirmizi, Vitr, 21.) sözü de dininin emirlerine riayet eden insanın ekonomik faaliyetlerinde doğru olacağı, dürüst davranacağı, aldatmayacağı ve üretkenlikle birlikte kanaat sahibi olacağı, özellikle gıdaya taalluk eden hususlarda da insan sağlığını riske atacak davranışlardan uzak duracağı manalarını da kapsamaktadır.
Günümüzün helal ve sağlıklı gıda hususunda en önemli konularından biri hâline gelen “tüketicinin sıhhi ve ticari olarak korunması”na yönelik uygulama ve tavsiyeler ilk defa Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından ortaya konmuştur. O, insanın beden ve ruh sağlığına doğrudan etki eden alışveriş gibi her alanda aldatmayı reddetmiş (Müslim, İman, 164; İbn Mace, Ticaret, 36; Tirmizi, Büyû, 74.), aldanma ve aldatmanın olmaması için ölçü ve tartı kullanılmasını (Buhari, Büyû, 51.), ölçü ve tartıda adil olunmasını, ürünlerin adaleti sağlayacak terazilerde tartılmasını, malın cinsi, kalitesi başta olmak üzere her yönüyle hiçbir şeyin gizlenmemesini, memnun olunmayan durumlarda muhayyerlik hakkının tanınmasını (Buhari, Büyû, 19; Müslim, Büyû 47; Ebu Davud, Büyû, 53; Tirmizi, Büyû, 26.) ilke olarak ifade ederek ahlaki, iktisadi ve hukuki ilkeler ortaya koymuştur. Kur’an’da da helal ve sağlıklı gıda tüketicilerine yönelik ticaret (Nisa, 4/29.), akid (Maide, 5/1.), faiz (Bakara, 2/275.), ölçü ve tartı (Hud, 11/85; İsra, 17/35; Şuara, 26/181-183; Mutaffifîn, 83/1-3; Rahman, 55/8.) gibi ticari hayata yönelik İslam hukukunun temel ilkeleri birçok örneğiyle ortaya konulmuştur.
Hz. Peygamber de kişinin ticari olarak yeterli ve sağlıklı gıdaya ulaşabilmesi için birçok ilke vazetmiştir. Gıdanın sıhhi denetiminin de mündemiç olduğu çarşı-pazar düzenlenmesi ve denetlenmesi (Müslim, İman, 164.), temel gıda ve ihtiyaçlara kolay ulaşılabilmesi için ihtikâr yasağı (Müslim, Müsakât, 129.), yeterli beslenmenin önündeki hileyi ölçü-tartı kontrolüyle önleme (İbn Mace, Ticaret, 35.), özellikle dar gelirlilerin yeterli beslenebilmesi için narh politikası (İbn Mace, Ticaret, 27; Ebu Davud, Büyû, 49; Tirmizi, Büyû, 73.), neceş yasağı (Buhari, Büyû, 60; Müslim, Büyû, 13.), muhayyerlik hakkının tanınması (Buhari, Büyû, 42; Müslim, Büyû, 11.), garar satışı yasağı (Müslim, Büyû, 4; İbn Mace, Ticaret, 23.), şehirlinin köylü adına satış yapmasının yasaklanması (Buhari, Büyû, 58, 64, 68, 69, 70, 71; Müslim, Büyû, 11, 12, 18, 21.), pazara gelen malların yolda karşılanmasının yasaklanması (Buhari, Büyû, 71; Müslim, Büyû, 14, 17; İbn Mace, Ticaret, 16; Nesai, Büyû, 18.) gibi hadisleriyle helal ve sağlıklı gıda tüketicilerinin korunmasına yönelik çok ileri düzeyde çağlar üstü prensipler belirlemiştir. Klasik İslam hukuku kitaplarında ihtikârın sadece insan ve hayvan yiyeceklerinde olması da gıdaya ulaşmanın kolaylaştırılmasına en bariz örneklerdendir. Gıda ürünlerinde İslam hukukuna göre insan sağlığına zararlı bir kusur bulunmasının sonradan fark edilmesi sebebiyle ayıp muhayyerliği, aranan vasfın üründe bulunmaması veya elde edilememesi sebebiyle vasıf muhayyerliği hakkı ile akdin feshedilebilmesi bu çerçevede değerlendirilebilir.
Kişi, zararlara ve hastalıklara sebep olan beslenme türlerinden uzak durarak, helal ve sağlıklı beslenme koşullarına uyarak “koruyucu sağlık” şeklinde adlandırılan anlayışla canını teleften koruyabilir. Bu bağlamda özellikle beslenme kaynaklı hastalıklar önce birtakım organları etkilemekte, daha sonra bedenin tamamına sirayet etmektedir. Helal ve sağlıklı beslenme ile bulaşıcı hastalıklara yönelik direnç sağlanması, organların sağlığının korunmasını sağlayacaktır. Bu bağlamda yukarıda yer verilen hadis-i şeriflerde de ifade edildiği gibi insanların kullanımına sunulan ürünler insan hayatını ve sağlığını tehlikeye düşürmeyecek derecede muteber ve sağlıklı olmalıdır. Aksi durumlara engel olunması gerekir.


