Makale

Postmodern Dönüşümün Aile Yapısına Etkisi: Baba Yoksunluğu Üzerine Sosyolojik Bir İnceleme

Dertli, Osman. “Postmodern Dönüşümün Aile Yapısına Etkisi: Baba Yoksunluğu Üzerine Sosyolojik Bir İnceleme”. Diyanet İlmî Dergi 61/4 (2025) 1609 -1642. https://doi.org/10.61304/did.1751432

Postmodern Dönüşümün Aile Yapısına Etkisi: Baba Yoksunluğu Üzerine Sosyolojik Bir İnceleme*

Araştırma Makalesi

Geliş Tarihi: 24 Ağustos 2025 Kabul Tarihi: 17 Aralık 2025

Osman Dertli

Dr. Öğr. Üyesi / Assistant Professor

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi / Aydın Adnan Menderes University

İlahiyat Fakültesi / Faculty of Theology

https://ror.org/04v84qq53

https://orcid.org/0000-0002-4423-6002

osmandertli@hotmail.com

Öz

Bu makale, postmodern çağın toplumsal, kültürel ve düşünsel dönüşümleriyle birlikte aile kurumunun maruz kaldığı çözülme sürecinde ortaya çıkan baba yoksunluğu olgusunu çok yönlü bir bakış açısıyla incelemektedir. Modernleşme, bireyselleşme, artan boşanma oranları, toplumsal cinsiyet rollerinin dönüşümü ve feminist söylemler, baba figürünün ailedeki geleneksel otorite ve rehberlik rolünü zayıflatmış; bu durum özellikle çocukların psikososyal, bilişsel ve manevi gelişimini olumsuz etkileyen bir kırılma yaratmıştır. Çalışmanın amacı, postmodern toplumun yapısal ve kültürel dinamiklerinin baba yoksunluğunu nasıl beslediğini ortaya koymak ve bu yoksunluğun birey, aile ve toplum ölçeğindeki çok katmanlı sonuçlarını analiz etmektir. Bu bağlamda çalışma, aile kurumunun istikrarı ve toplumsal bütünlüğü açısından baba yoksunluğunun oluşturduğu risklere dikkat çekmekte ve bu çerçevede sosyal politikaların gerekliliğine işaret etmektedir. Çalışma, sosyoloji, psikoloji ve aile çalışmaları alanındaki literatüre dayalı bir araştırma olarak tasarlanmış; nitel araştırma çerçevesinde betimsel analiz ve doküman incelemesi teknikleriyle çok disiplinli bir yaklaşım benimsenmiştir.

Anahtar Kelimeler: Din Sosyolojisi, Baba Yoksunluğu, Postmodern Aile, Bireyselleşme, Sosyal Politika.

*  Bu makale CC BY-NC 4.0 lisansı altında yayımlanmaktadır

The Impact of Postmodern Transformation on Family Structure: A Sociological Analysis of Father Absence*

Research Article

Received: 24 August 2025 Accepted: 17 December 2025

Abstract

This article examines the phenomenon of father absence, which has emerged alongside the disintegration of the family institution amid the social, cultural, and intellectual transformations of the postmodern era, from a multidimensional perspective. Processes such as modernization, individualization, rising divorce rates, shifts in gender roles, and feminist discourses have weakened the traditional authority and guiding role of fathers, creating ruptures that negatively affect children’s psychosocial, cognitive, and spiritual development. The study aims to reveal how the structural and cultural dynamics of postmodern society contribute to father absence and to analyze its multilayered consequences at the individual, family, and societal levels. In this context, it highlights the risks father absence poses for family stability and social cohesion, emphasizing the need for targeted social policies. The research is grounded in the literature of sociology, psychology, and family studies, employing a qualitative framework with descriptive and document analysis techniques, and adopting a multidisciplinary approach.

Keywords: Sociology of Religion, Father Absence, Postmodern Family, Individualization, Social Policy.

*  This article is published under the CC BY-NC 4.0 licence.


Summary

This article examines the transformations experienced by the family institution in the context of the social, cultural, and intellectual changes of the postmodern era, focusing specifically on the phenomenon of father absence from a multidimensional perspective. Historically, the family has served as a central institution for the formation of individual identity, socialization, and moral development. However, social and cultural shifts beginning with modernization and deepening in the postmodern era have significantly eroded these functions. Within this process, the father figure has particularly lost significance in terms of authority, guidance, and value transmission, resulting in disruptions to children’s cognitive, psychological, social, and spiritual development.

The postmodern era is marked by the questioning of authority, grand narratives, and fixed identities, while pluralism, individuality, and freedom of choice have become dominant cultural values. Within this context, family structures have diversified: rising divorce rates, the growth of single-parent households, same-sex parenting, and voluntary childlessness have rendered traditional family roles more flexible. Consequently, the father figure has become not only physically absent but also functionally, emotionally, and symbolically invisible and devalued.

The concept of father absence refers to the upbringing of a child without the presence of a father figure and is examined as both a sociological and psychological phenomenon. In traditional societies, fatherless families typically arose from compulsory and external factors, such as wars, death, illness, or imprisonment. Men’s participation in wars, premature mortality, or health problems resulting from harsh working conditions were historically the primary causes of father absence. However, in modern and especially postmodern contexts, individual choices and structural transformations have also become decisive in creating families in which the father is physically or functionally absent. Social change, industrialization, urbanization, and evolving postmodern value systems have contributed to the growth of fatherless families. Today, rising divorce rates, increasing births outside of marriage, conscious decisions to adopt single-parent family models, certain feminist advocacies, and postmodern conceptions of family have transformed father absence from a primarily compulsory condition into a broader social phenomenon.

Father absence produces a range of challenges at both individual and societal levels. At the individual level, it can undermine children’s psychosocial development, resulting in low self-esteem, identity crises, social isolation, academic difficulties, and challenges in forming healthy relationships with authority figures. Additionally, father absence is associated with a heightened risk of delinquent behaviors, including substance abuse, theft, and violence. At the family level, the absence of a father places increased economic, social, and psychological burdens on mothers, exposing them to risks such as burnout, loneliness, and social marginalization.

At the societal level, father absence results in notable impairments in value transmission, social responsibility, and intergenerational communication. The father’s disengagement from both moral and symbolic roles transforms the family from not only a biological but also a cultural unit, thereby weakening its function in shaping norms and maintaining social stability. This erosion contributes to diminished social solidarity and trust, as well as increases in crime, identity crises, social distress, and moral decline.

Given this reality, father absence should be understood not merely as an individual issue but as a multifaceted social risk. Strengthening social policy instruments to support family cohesion, developing models that facilitate fathers’ continued engagement with their children, and expanding psychosocial support mechanisms are critically important. Moreover, enhancing both theoretical and empirical research on the impact of postmodern social structures-particularly on the family institution—is necessary to inform concrete policy recommendations and enable relevant institutions to implement effective social strategies.


Giriş

Modernlik, 17. ve 18. yüzyıllarda Aydınlanma düşüncesiyle şekillenen, insanı aklın rehberliğinde özerk, rasyonel ve bilinçli bir özne olarak tanımlayan bir paradigma olarak ortaya çıkmıştır. Bu dönem, akıl ve bilimin rehberliğinde doğanın ve toplumun rasyonel yasalar aracılığıyla anlaşılabileceği inancına dayanmaktadır. Bilimsel devrimler, sekülerleşme süreçleri ve ilerleme düşüncesi, modern toplumsal yapının temel dayanaklarını oluşturmuştur. Fransız Devrimi, Amerikan Bağımsızlık Savaşı ve Sanayi Devrimi gibi tarihsel kırılmalar, insanı tarihin edilgen bir nesnesi olmaktan çıkarıp aktif bir özne konumuna taşımış; böylece akıl, düzen, evrensellik ve ilerleme idealleri toplumsal yaşamın merkezine yerleşmiştir. Modernlik, bireyin geleneksel otoritelerden ve dinsel dogmalardan özgürleşmesini; rasyonel düşünce aracılığıyla kendi yaşamını ve toplumsal düzenini inşa edebilmesini amaçlayan bir dünya görüşünü temsil etmektedir.[1] Ne var ki 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bu paradigma, derin bir entelektüel sorgulamaya konu olmuştur. İkinci Dünya Savaşı’nın yol açtığı yıkımlar, sömürgecilik karşıtı hareketlerin yükselişi, küresel kapitalizmin genişlemesi ve kitle iletişim araçlarının hızla yayılması, modernitenin vadettiği ilerleme ve refahın evrensel bir iyilik hâline dönüşmediğini ortaya koymuştur. Modernitenin akla ve bilime duyduğu sınırsız güvenin, bireyi yabancılaştıran, doğayı araçsallaştıran ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştiren sonuçlar doğurduğu görülmüştür. Bu gelişmeler, modernliğin evrensellik, bütünlük ve ilerleme iddialarına yönelik köklü eleştirileri beraberinde getirmiş; böylece postmodern düşüncenin entelektüel temelleri atılmıştır.[2]

Postmodern dönem, modernliğin akıl, düzen ve ilerleme merkezli bütüncül anlayışına karşı çoğulculuğu, göreceliği ve farklılıkları ön plana çıkaran bir zihniyet dönüşümünü temsil etmektedir. Bu dönüşüm, yalnızca düşünsel bir paradigma değişimi olarak kalmamış; toplumsal kurumlar, değer sistemleri ve kimlik biçimleri üzerinde de derin etkiler yaratmıştır. Özellikle aile kurumu, postmodern dönemin belirsizlik, bireyselleşme ve otorite krizleriyle karakterize edilen yapısı içerisinde önemli bir dönüşüm geçirmiştir. Bu bağlamda, postmodern dönemin karakteristik unsurlarından biri olan “otorite krizi” ve “rollerin muğlaklaşması”, baba figürünün aile içerisindeki konumunu hem fiziksel hem de sembolik düzeyde tartışmalı hâle getirmiştir. Özellikle baba yoksunluğu olgusu, modern dönemde olduğu kadar postmodern çağda da artan biçimde gündeme gelen, aile kurumunun dönüşen yapısıyla doğrudan ilişkili toplumsal bir mesele olmuştur. Bu olgu artık yalnızca boşanma, ölüm ya da terk edilme gibi nedenlerle değil; aynı zamanda babanın aile içindeki rolünün simgesel anlamını yitirmesiyle de deneyimlenen bir durumdur. Babanın evde fiziksel olarak var olmasına karşın duygusal, eğitsel ve yönlendirici işlevlerinden uzaklaşması, postmodern değerlerin bireyselliği, özgürlüğü ve geleneksel otoritelere mesafeli duruşu yücelten yapısıyla yakından ilişkilidir.

Postmodern toplumda aileye yönelik yeni anlamlandırmalar geliştirilmiş olsa da babanın fiziki ve işlevsel yokluğunun çocukların duygusal, bilişsel ve sosyal gelişimi üzerinde yarattığı etkiler göz ardı edilememektedir. Literatürdeki çalışmalar, baba yoksunluğu deneyiminin çocuklarda özgüven eksikliği, suça bulaşma, akademik başarısızlık, sosyal izolasyon ve kimlik karmaşası gibi sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir.[3] Postmodern söylemin aile kurumuna yönelik göreli bakışı, bu sorunların daha görünmez hale gelmesine neden olmakta; fakat etkileri hem mikro düzeyde bireylerin yaşam kalitesini hem de makro düzeyde toplumsal dayanışma ağlarını zayıflatmaktadır.

Ailede baba figürünün yokluğu sadece bireysel bir mesele olarak değil; aynı zamanda sosyolojik, psikolojik ve kültürel düzeyde çok katmanlı etkiler üreten bir kırılma alanı olarak da değerlendirilmektedir. Babanın yokluğu, çocuğun kimlik inşasında, rol modellerle kurduğu ilişkilerde ve sosyal aidiyet süreçlerinde çeşitli zorluklara neden olabilmekte; bu durum, postmodern toplumun sunduğu sınırsız seçenekler ve akışkan kimlikler arasında yönünü bulmaya çalışan bireyler için daha da karmaşık bir hâl almaktadır. Ayrıca baba yoksunluğu, ekonomik sorumlulukların tek ebeveyne yüklenmesi, aile içi yüklerin dengesiz dağılması ve annenin psikolojik tükenmişliği gibi çok boyutlu sorunlar üretmektedir.

Türkiye’de postmodern çağın aile kurumu üzerindeki etkilerini, özellikle de aileyi babadan yoksun bırakma olgusunu doğrudan ele alan kapsamlı bir akademik çalışma bulunmamaktadır. Bununla birlikte, postmodernizmin aile yapısı üzerindeki genel etkilerini, ailenin dönüşümünü ve bu bağlamda ortaya çıkan postmodern aile ve postmodern baba kavramlarını irdeleyen çeşitli akademik çalışmalar mevcuttur. Bu alandaki önemli katkılardan biri, İsmail Çevik’in “Tarihi Seyrinde Değişen Aile ve Postmodern Babalık”[4] adlı makalesidir. Çevik, çalışmasında doğrudan baba yoksunluğuna odaklanmamakla birlikte, postmodern dönemde babalık rolünün dönüşümüne dikkat çekmekte ve yeni aile anlayışı içinde postmodern baba figürünün özelliklerini tartışmaktadır. Benzer şekilde, İslam Can’ın “Moderniteden Postmoderniteye Ailenin Ontolojisi ya da Modern Çekirdek Aile Çerezleşiyor mu?”[5] başlıklı makalesi ile Mustafa Hatipler’in “Modernizmden Postmodernizme Aile”[6] adlı çalışması, aile kurumunda yaşanan yapısal ve işlevsel dönüşümleri ortaya koyarak, modernlikten postmodernliğe geçişin aile üzerindeki yansımalarını analiz etmektedir.

Konuyla doğrudan ilişkili bir diğer önemli çalışma ise Ünal Şentürk’ün “Aile Kurumuna Yönelik Güncel Riskler”[7] başlıklı makalesidir. Şentürk bu çalışmada, postmodernliğin aile yapısını tehdit eden temel risk alanlarını, boşanma, tek ebeveynli ailelerin artışı, çocuk sahibi olmama eğilimi, evliliğe karşı çıkış veya evliliğin ertelenmesi ve nikâhsız birlikteliklerin çoğalması gibi başlıklar altında ele almakta ve bu olumsuz eğilimlerin Türkiye toplumundaki yansımalarını değerlendirmektedir. Bu bağlamda, mevcut literatür postmodern dönemde aile kurumunun genel anlamda geçirdiği dönüşümü tartışmakla birlikte, postmodernizmin ailede baba yoksunluğunu nasıl ortaya çıkardığı, bu olgunun sosyo-kültürel nedenlerive bireysel-toplumsal sonuçları üzerinde odaklanan kapsamlı bir inceleme henüz bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu makale, söz konusu boşluğu doldurmayı amaçlamakta, postmodern değerler, yaşam biçimleri ve toplumsal dinamikler çerçevesinde baba yoksunluğunun nedenlerini ve sonuçlarını ele alarak literatüre özgün bir katkı sunmayı hedeflemektedir. Özellikle makalede şu sorulara yanıt aranmaktadır: “Postmodern toplumun yapısal ve kültürel dönüşümleri, baba yoksunluğu olgusunu nasıl şekillendirmektedir?” ve “Baba yoksunluğu, çocukların gelişimi ile birlikte toplumsal bütünlük açısından ne tür riskler taşımaktadır?” Bu sorulara cevap ararken, sosyoloji, psikoloji ve aile çalışmaları alanında yapılmış akademik araştırmalara dayalı olarak disiplinlerarası bir yaklaşım benimsenmiş, aynı zamanda postmodern toplumsal yapıdaki değişkenlik ve belirsizlik koşullarında aile kurumunun yeniden değerlendirilmesi hedeflenmiştir.

Çalışma, nitel araştırma yöntemi çerçevesinde hazırlanmış ve literatür taramasına dayalı olarak yapılandırılmıştır. Araştırmada, postmodern çağ, aile yapısının dönüşümü ve baba yoksunluğu konularını ele alan akademik kaynaklar, kitaplar, makaleler ve istatistik raporlar sistematik bir biçimde incelenmiştir. Literatür taraması sürecinde özellikle sosyoloji, psikoloji, aile çalışmaları ve din sosyolojisi disiplinlerine ait bilimsel yayınlar dikkate alınmış; Türkiye’ye özgü veriler karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Kaynak seçiminde, postmodern toplumun yapısal ve kültürel özelliklerini açıklayan teorik eserler, ailenin postmodern dönemde geçirdiği dönüşümü inceleyen çalışmalar ve baba yoksunluğunun çocuklar, anneler ve toplum üzerindeki etkilerini ortaya koyan sosyolojik ve psikolojik araştırmalara öncelik verilmiştir. Ayrıca Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayımladığı güncel demografik ve toplumsal verilere yer verilmiştir. Bu doğrultuda çalışma, mevcut literatür bilgilerini betimleyici ve yorumlayıcı bir analizle ele alarak, baba yoksunluğu olgusunun postmodern çağdaki çok katmanlı toplumsal, kültürel ve psikolojik boyutlarını açıklamayı hedeflemiştir.

1. Postmodern Çağ

Postmodern çağ, modernitenin ardından gelen ve özellikle 1960’lı yıllardan itibaren belirginleşen kültürel, toplumsal ve düşünsel dönüşüm sürecini ifade etmektedir. Bu dönem, modernitenin rasyonalist, ilerlemeci ve normatif yaklaşımlarına karşı yükselen güçlü eleştirilerle şekillenmiş,[8] özellikle evrensel doğrular, bilimsel kesinlik ve toplumu düzenleyen büyük anlatılar derin bir sorgulamaya tabi tutulmuştur.[9] Jean-François Lyotard’ın ifadesiyle bu dönem, “üst anlatılara duyulan inançsızlığın” hâkim olduğu bir tarihsel evreyi temsil etmektedir.[10] Modernite boyunca toplumsal düzenin, bilgi üretiminin ve bireysel kimliğin yapılandırılmasında belirleyici olan bütüncül ideolojiler ve evrenselci yaklaşımlar, postmodern perspektiften kuşkuyla karşılanmış ve geçerliliklerini büyük ölçüde yitirmiştir.[11]

Postmodern çağ, artık mutlak gerçekliklerin değil; temsillerin, imgelerin ve taklitlerin tahakkümü altında şekillenen bir zaman dilimidir. Özellikle Jean Baudrillard’ın çalışmalarıyla sistematik hâle gelen bu yaklaşım çerçevesinde söz konusu evre, bireyin gerçeklik algısının simülasyonlar ve temsil sistemleri aracılığıyla biçimlendiği bir aşama olarak tanımlanmaktadır. Modern dönemde bireyin “gerçek”e ulaşmak amacıyla rasyonel yöntemlere başvurduğu varsayılırken, bu yeni sosyokültürel yapı, gerçekliğin yerini alabilen kurguların, modellerin ve görsel imgelerin belirleyici hâle geldiği bir sürece işaret etmektedir.[12]

Modernitenin belirlediği seçkinler–ötekiler, kadınlar–erkekler, zenginler–fakirler gibi sabit ve hiyerarşik kategorilere dayalı toplumsal tasnif anlayışına karşı bir duruşun ifadesi olan postmodern çağ, söz konusu sınıflandırmaları bireysel özgürlüğün önünde birer engel olarak değerlendirmekte ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştirdiğini ileri sürmektedir.[13] Postmodern düşünce bağlamında birey, tekil ve sabit bir kimlik kategorisine indirgenemeyecek ölçüde çoklu, çelişkili ve çeşitli yaşam tarzlarına sahip bir varlık olarak konumlandırılmıştır. Bu düşünsel iklim, kimliğin durağan ve değişmez değil; çok yönlü, akışkan ve sürekli olarak yeniden inşa edilen bir olgu olduğunu vurgulamaktadır.

Postmodern dönemde süreklilik ve belirlenim, yerini süreksizlik, parçalanma, belirsizlik ve yersizlik gibi temalara bırakmıştır. Bu bağlamda toplumun yapısal ve kültürel kodları çözülmüş, bütünleşme yerine parçalanma, nesnellik yerine öznel yorumlar, tasarım yerine rastlantısallık ve bütünlük yerine karmaşıklık ön plana çıkmıştır.[14] Postmodern düşüncenin öne çıkardığı bu çoğulcu ve göreli yapı, bireylerin kimlik inşasını da köklü biçimde dönüştürmüştür. Sabit, tekil ve kalıcı kimliklerin yerini çoklu, akışkan ve geçişken kimlik biçimleri almış, bireyler artık durağan ve belirli kalıplar içinde tanımlanmak yerine, sürekli değişen ve çeşitlenen kimlik repertuarlarıyla varlık göstermeye başlamışlardır.[15] Birey, yalnızca modern yaşam pratiklerinin izlerini taşımamakta; aynı zamanda geleneksel ve dinsel öğelerle modern ve küresel kültür unsurlarını aynı potada eriterek kimliğini çok katmanlı biçimde yeniden inşa etmektedir.

Postmodern dönemde ortaya çıkan çoklu kimlik inşası, özellikle kültürel eklektizmde belirginlik kazanmakta, gündelik yaşam pratiklerinde farklı kültür, inanç ve yaşam tarzlarının harmanlanması olağan bir hâl almaktadır. Akbar Ahmed’in örneklediği gibi, postmodern birey aynı gün içinde Fransız parfümü kullanmakta, Batılı markalardan giyinmekte, rap ve reggae gibi farklı müzik türlerini dinlemekte, öğle yemeğini McDonald’s gibi küresel fast-food zincirlerinde yerken, akşam yemeğinde Bangladeş mutfağını tercih edebilmektedir.[16] Türkiye gibi kültürel çeşitliliğin tarihsel olarak güçlü olduğu toplumlarda da bu geçişkenlik ve eklektizm kendini göstermektedir. İleri teknoloji ürünü bir otomobilin arka camına “Allah’a emanet” yazılması, Ramazan ayında Burger King gibi zincirlerin yerel motifler taşıyan menüler sunması ya da McDonald’s şubelerinde tasavvuf müziği eşliğinde iftar yapılması bu kültürel çoğulculuğun örnekleridir.[17]

Postmodern çağ aynı zamanda tüketim kültürünün ve ekonomik döngülerin bireysel kimlik inşasında merkezi bir rol oynadığı bir dönemi ifade etmektedir. Tüketim, yalnızca ihtiyaçların karşılanmasına yönelik bir etkinlik olmaktan çıkmış, bireylerin kimliklerini şekillendirme, sosyal statülerini gösterme ve aidiyet duygularını pekiştirme aracı hâline gelmiştir. Moda, marka ve semboller kimlik göstergelerine dönüşmüş, bireylerin toplum içindeki konumları, sahip oldukları nesneler ve bu nesneler aracılığıyla kurdukları sembolik dünyalar üzerinden tanımlanır olmuştur.[18] Alışveriş merkezleri gibi tüketimin mekânsal odakları, bireyin yalnızlık duygusunu bastırdığı, sosyal varlık olma hissini yeniden ürettiği modern tapınaklar hâline gelmiştir. Bu mekânlar, bireylere geçici de olsa aidiyet duygusu sunarken, aynı zamanda rasyonel tercih kapasitesini zayıflatan tüketim kurguları aracılığıyla bireyi arzularının esiri hâline getirmektedir.[19]

Postmodern birey, bu kültürel ve ekonomik zeminde ihtiyaçları doğrultusunda değil, çoğunlukla anlık arzularını tatmin etme saikiyle tüketim yapmaktadır. Böylece bireysel kimliklerde süreklilik yerine geçicilik, derinlik yerine yüzeysellik hâkim olmaktadır.[20] Paul Feyerabend’in bilimsel rasyonalizme yönelttiği eleştiriler çerçevesinde formüle ettiği “her şey geçerlidir” ilkesi, postmodern kültürün bireysel tercihlere ve özgür seçimlere tanıdığı sınırsız esnekliği özetlemektedir. Bireyler kendi değer dünyalarını oluşturmakta, farklı ve kimi zaman çelişkili görünen ögeleri bir araya getirerek özgün yaşam pratikleri inşa etmektedir.[21]

2. Postmodern Aile: Değişen Yapılar, Dönüşen Roller

Sosyoloji literatüründe postmodern aile kavramı üzerine yapılan çalışmalar henüz sınırlı olmakla birlikte, bu yeni yapı giderek artan bir şekilde akademik analizlere konu olmaktadır. Postmodern toplumun çoğulcu karakteri, aileyi de sabit bir formdan uzaklaştırarak farklılaşan ve çeşitlenen bir kurumsal yapıya dönüştürmüştür. Geleneksel toplumlarda aile, büyük ölçüde tekil ve durağan biçimlerde kendini gösterirken, modern toplumda çekirdek aile (anne, baba ve çocuklardan oluşan yapı) yaygın model olarak benimsenmiştir. Bununla birlikte, modern dönemde de boşanma ya da ölüm gibi nedenlerle tek ebeveynli aile biçimleri ortaya çıkmıştır. Ancak postmodern toplum, aile formlarını daha radikal şekilde çeşitlendirmiş, tek biçimli aile normunun geçerliliğini yitirdiği bir toplumsal bağlam ortaya çıkarmıştır.[22]

Postmodern aile, geleneksel yapıların çözülmesinin yanı sıra, değişen toplumsal koşullara uyum sağlayan yeni aile biçimlerinin ortaya çıkışını temsil etmektedir. Evliliğin süreksizleşmesi, boşanma oranlarının artması, kadınların iş hayatına katılımıyla ev içi rollerin dönüşmesi ve gençlerin aile kurma motivasyonundaki düşüş bu dönüşümün belirgin göstergeleridir. Bu dönemde aile, artık tek bir modelle tanımlanmamakta; yalnız ebeveynlik, eşcinsel aileler, çocuksuz çiftler ve birlikte yaşama biçimleri gibi çeşitli formlar yaygınlaşmaktadır. Ayrıca taşıyıcı annelik, sperm bankası ve yumurta dondurma gibi biyoteknolojik uygulamalar ebeveynliğin sınırlarını yeniden tanımlamaktadır.[23] Bu değişim sürecini metaforik düzlemde değerlendiren Can, modern dönemin aile yapısını bir “tohum”, postmodern dönemin aile yapısını ise bir “çerez” olarak tanımlamaktadır.[24] Bu metafor, postmodern ailede geleneksel değerlerin işlevsizleşmesine, aile kurumunun içeriksizleşmesine ve sembolik olarak tüketilmesine işaret etmektedir.

Postmodern dönemde toplumsal denetim mekanizmalarının etkisi büyük ölçüde zayıflamıştır. Postmodern birey, geleneksel normlardan uzak, kozmopolit etkileşimlerle biçimlenen bir ortamda aile kurmakta ve yaşam biçimini özgür tercihler doğrultusunda şekillendirmektedir. Kentleşme, medya ve özellikle sosyal medyanın yaygın etkisi hem aile bağlarını gevşetmiş hem de aile dışı sosyalleşme kaynaklarının belirleyiciliğini artırmıştır. Bu ortamda çocuklar da daha erken yaşlardan itibaren medya, okul ve diğer kurumsal aktörler aracılığıyla çoklu kimlikler ve değer sistemleriyle karşılaşmakta, aile yalnızca birincil değil, aynı zamanda rekabet hâlinde olan birçok sosyalleştirme alanından biri hâline gelmektedir.

Postmodern dönemin ortaya çıkardığı çok katmanlı yapı, aileyi artık yalnızca biyolojik ya da hukuki bir birliktelik olarak değil; aynı zamanda bireysel tercihlere, çoklu kimliklere ve alternatif yaşam tarzlarına açık bir deneyim alanı olarak tanımlamaktadır. Resmî nikâh olmaksızın çocuk sahibi olmak, evlilik dışı ebeveynlik gibi pratiklerin normalleştiği bu yapı, bireyin aynı anda birden fazla kültürel ve inanç sistemine ait olabildiği esnek bir yaşam biçimiyle bütünleşmektedir. Böylece postmodern aile, sabit normların ve belirlenmiş rollerin çözülmesiyle, dinamik, çeşitlenen ve geçişken bir toplumsal form olarak karşımıza çıkmaktadır.[25]

3. Postmodern Çağda Ailede Baba Yoksunluğu ve Nedenleri

Baba yoksunluğu kavramı, bir çocuğun baba figürü olmadan yetiştirilmesini ifade eden sosyolojik ve psikolojik bir olgu olarak ele alınmaktadır. Geleneksel toplum yapılarında baba yoksunu ailelerin ortaya çıkışı, büyük ölçüde zorunlu ve dışsal etmenlere bağlı olarak gerçekleşmiştir. Özellikle savaşlar, ölüm, hastalık ve hapis gibi nedenler, geçmiş dönemlerde bir ailenin babadan yoksun kalmasına yol açan temel faktörler arasında yer almaktadır.[26] Savaşlarda erkeklerin aktif rol alması ve çoğu zaman hayatlarını kaybetmesi, ağır çalışma koşulları nedeniyle erken yaşta sağlık problemleri yaşanması gibi etmenler, tarih boyunca ailede baba yoksunluğunun temel sebepleri arasında görülmüştür. Ancak modern ve özellikle postmodern dönemde, geleneksel toplumlarda görülen bu zorunlu etmenlere ek olarak bireysel tercihlerin ve yapısal dönüşümlerin etkili olduğu, babanın fiziksel ya da işlevsel olarak bulunmadığı aile yapıları gözlemlenmektedir. Toplumsal değişim, sanayileşme, kentleşme ve postmodern değer algıları doğrultusunda aile yapısında meydana gelen dönüşümler, baba yoksunu ailelerin artışına neden olmaktadır. Günümüzde boşanma oranlarının yükselmesi, evlilik dışı doğumların artması, bireylerin tek ebeveynli aile modelini bilinçli bir şekilde tercih etmeleri,[27] bazı feminist hareketlerin propagandaları ve postmodern aile anlayışları baba yoksunluğunun yalnızca zorunlu bir durum olmaktan çıkıp toplumsal bir eğilim hâline gelmesine neden olmaktadır. Bu bağlamda, günümüzde baba yoksunu ailelerin oluşumuna etki eden faktörlerin çok boyutlu bir perspektiften ele alınarak detaylı bir biçimde incelenmesi gerekmektedir.

3.1. Modernleşmeye Bağlı Yaşanan Değişimler

Modernleşmenin aile kurumu üzerindeki etkisi, çoğunlukla sanayileşme süreci ve örgütlü üretim biçimlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte kırdan kente göç, kadınların iş gücüne katılımı ve bu bağlamda aile yapısında meydana gelen dönüşümler ekseninde ele alınmaktadır. Kadının ev dışına çıkarak üretim süreçlerine katılımı, aile yapısında ve işlevlerinde önemli değişikliklere yol açmıştır. Ancak modernleşmenin aile üzerindeki etkisini yalnızca kadın merkezli bir perspektiften ele almak, konuyu eksik bir çerçevede değerlendirmek anlamına gelmektedir. Modern üretim araçları ve süreçleri, ailenin temel unsurlarından biri olan baba figürü üzerinde de köklü dönüşümler yaratmıştır.

Sanayileşme öncesi dönemde egemen olan geleneksel aile modeli, geniş akrabalık ilişkilerine ve güçlü dayanışma ağlarına dayanmaktaydı. Aile, yalnızca bir hane değil; ekonomik üretimin, sosyal güvenliğin, eğitim ve değer aktarımının merkeziydi. Bu yapıda baba hem ailenin reisi hem de otorite figürü olarak belirleyici bir konuma sahipti. Karar alma süreçlerinde son söz genellikle en yaşlı erkek bireye ait olup, mülkiyet ve üretim faaliyetlerinde nihai tasarruf hakkı onun elindeydi.[28] 17. ve 18. yüzyıllarda iş ve ev mekânsal olarak ayrılmadığından, baba zamanının büyük bir bölümünü evde geçirerek çocuklarının fiziksel, ruhsal ve ahlaki gelişimine doğrudan rehberlik edebilmekteydi.[29] Özellikle ahlaki ve dinîdisiplinin temsilcisi olarak işlev gören baba figürü, aile üyelerine ve çocuklara, toplumsal normları, dinî inançları ve ahlaki ilkeleri öğretmekte ve onlara bu konuda rehberlik etmekteydi. Bu yönüyle baba hem otoritenin hem de toplumsal düzenin taşıyıcısı konumundaydı.[30]

Sanayileşme öncesi toplumlarda var olan ailenin yapısı ve babanın rolü, modernleşme ile önemli ölçüde değişime uğramıştır. 19. yüzyılda sanayileşmenin etkisiyle çalışma hayatı ve kamusal alan büyük ölçüde erkeklere tahsis edilirken, ev, çocuklar ve aile yaşamı kadınlara bırakılmıştır. Bu durum, erkeğin zamanının büyük bir kısmını iş yerinde geçirmesine yol açmış ve ev içindeki baba rolünü yerine getirmesinde eksikliklere neden olmuştur.[31] Endüstriyel üretim sistemleri, emeğin uzun saatler boyunca fabrikalara yönlendirilmesini zorunlu kılarak babaların çocuklarıyla olan etkileşimini asgari düzeye indirmiştir. Bu dönemde babalar ayrıca, işin dışında kalan boş zamanlarını aileleriyle geçirmek yerine, sosyalleşme mekânlarında değerlendirmiş, evde uzun süre vakit geçirme eğiliminde olmamışlar, olanlar da alaycı bir şekilde eleştirilmiştir.[32]

Endüstriyel dönemde erkeklerin çalışma hayatı nedeniyle evden uzaklaşması, çocukları üzerindeki etkisini azaltmış ve baba figürü, yalnızca “eve ekmek getiren” bir role indirgenmiştir. Bu dönüşüm, geleneksel aile yapısındaki otoriter ve rehber baba modelinin yerini, ekonomik katkı sağlayan ancak aile içindeki duygusal ve eğitsel rollerinden uzaklaşan bir babalık modeline bırakmasına neden olmuştur. Dolayısıyla, sanayileşme süreci, fiziksel olarak var olan ama işlevsel açıdan olmayan babanın yani baba yoksunu ailenin ortaya çıkışında kritik bir unsur olarak değerlendirilmelidir.

1963 yılında Mitscherlich tarafından ortaya atılan “babasız toplum” kavramı, modern endüstriyel toplumun baba figürü üzerindeki etkilerini açıklamak açısından önemli bir çerçeve sunmaktadır. Mitscherlich’e göre, modern üretim biçimleri ve değişen yaşam koşulları, babanın aile içindeki geleneksel otoritesini zayıflatmış ve baskın babalık rolünün giderek anlamını yitirmesine neden olmuştur. Çalışma hayatındaki yükümlülükleri nedeniyle büyük oranda ev dışında zaman geçiren baba, geleneksel disiplin anlayışını ve otoritesini kaybetmiştir.[33] Benzer şekilde Giddens, İkinci Dünya Savaşı sırasında erkeklerin uzun yıllar boyunca savaşa katılmaları nedeniyle çocuklarından uzak kaldıklarını ve savaş sonrası dönemde artan iş gücü talepleri doğrultusunda aile içinde daha az varlık gösterdiklerini ifade etmektedir. Giddens, bu durumu “olmayan baba” kavramı ile açıklamakta ve zamanla artan boşanma oranları ile tek ebeveynli ailelerin yaygınlaşmasıyla farklı bir boyuta evrildiğini ileri sürmektedir.[34]

Modernleşme sürecinin ailenin yapısı ve baba rolü üzerinde etkili olan bir başka yönü ise, bireysel özgürlük taleplerinin artmasına bağlı olarak baba figürünün aile içindeki merkezî rolünün zayıflamasıdır.[35] Geleneksel olarak grup, cemaat ve toplumsal birliktelik gibi biz merkezli yaklaşımların hâkim olduğu yapılar, modern dönemde birey merkezli bir anlayışa evrilmiş ve özgür birey kavramı ön plana çıkmıştır.[36] Bu bağlamda, modern çağın bireye sunduğu temel ilke, “Öncelikle ben benim, ondan sonra kadınım”, ya da “Öncelikle ben benim ondan sonra erkeğim” şeklinde ifade edilebilir.[37] Bu anlayış, bireyleri kendi hayallerini gerçekleştirme yönünde teşvik ederken, aynı zamanda geleneksel toplumsal rollerden uzaklaşmalarına ve sorumluluklardan ziyade arzularının peşinden gitmelerine neden olmuştur. Bu dönüşüm, bireylerin aile yerine ikili ilişkileri ve partner mutluluğunu öncelemelerine yol açmıştır. Postmodern çağda ise bu bireycilik anlayışı, yalnızca bir eğilim değil, bir norm hâlini almış; aile kurmak, çocuk yetiştirmek gibi sabit roller, bireyin özgürlüğünü tehdit eden yapılar olarak görülmeye başlanmıştır. Bu doğrultuda, bazı bireyler açısından baba olma süreci ertelenen ya da kimi durumlarda tercih edilmeyen bir kimlik biçimine dönüşmüş, babalık rolü ise toplumsal ve kültürel bağlamda yeniden tanımlanmaya ve işlevi açısından tartışılmaya başlanmıştır.

Modernleşmeyle birlikte bireysel özgürlüğün ön plana çıkması, aileye karşı mesafeli bir duruşu beraberinde getirmiş ve bu durum istikrarsız birlikteliklerin yaygınlaşmasına neden olmuştur. Güvene dayalı, uzun süreli ve istikrarlı aile yapıları, zamanla “modası geçmiş” bir kavram olarak algılanmaya başlanmış; bunun yerine daha kısa süreli birlikteliklerin yaygınlaştığı gözlemlenmiştir. Aile kurmak ve çocuk sahibi olmak, bireysel özgürlüğün kısıtlanması, kariyer planlarının sekteye uğraması ve fiziksel değişimlerin yarattığı kaygılar bağlamında bireyler için bağlayıcı ve endişe verici unsurlar olarak değerlendirilmiştir.[38]

3.2. Feminist Hareketler

Sanayileşme ve bireyselleşmenin baba rolü üzerindeki olumsuz etkilerinin yanı sıra, günümüzde bazı radikal feminist hareketler tarafından dile getirilen erkek karşıtı söylemler, babanın etkin olmadığı bir toplum ve aile inşa etme sürecinin bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda bazı söylem ve yaklaşımlar kadını mağdur, erkeği ise bu mağduriyetin temel sebebi olarak konumlandırmaktadır.[39] Özellikle bazı radikal feminist akımlar, evliliği kadın özgürlüğünü kısıtlayan bir kurum olarak nitelendirerek aile yapısına eleştirel bir tutum sergilemiş ve bu doğrultuda erkeğin toplumsal gücünü zayıflatmayı amaçlamıştır.[40] Bu yaklaşıma göre kadınların toplumsal güç kazanması ancak erkek egemenliğinin kırılması ile mümkün görülmektedir. Radikal feminist söylemler, erkeklerin güç kaybı yaşadığı bir düzende daha barışçıl bir toplumun inşa edilebileceğini savunmaktadır. Bu çerçevede gelişen feminist düşünce, yalnızca ataerkilliği değil, aynı zamanda sabit ve tanımlı toplumsal rollerin tamamını sorgulayan bir zemine oturmuştur.

Feminist hareketler, 18. yüzyıl Aydınlanma düşüncesiyle birlikte kadınların bireysel, toplumsal ve siyasal hak taleplerinden doğmuştur. Aydınlanma’nın “akıl”, “özgürlük” ve “eşitlik” ilkeleri, kadınların da erkeklerle eşit yurttaşlık haklarına sahip olması gerektiği yönündeki fikirlerin gelişmesine zemin hazırlamıştır. Özellikle Fransız Devrimi’nin ortaya koyduğu “eşitlik, özgürlük, kardeşlik” idealleri, kadınların kamusal alanda yer alma ve hak talep etme mücadelesini güçlendirmiştir. 18. yüzyıl sonu, 20. yüzyılın başına kadar, kadınların oy hakkı, mülkiyet hakkı ve eğitim hakkı gibi temel yurttaşlık talepleri ile kendini gösteren feminist hareket, 1960’lı yıllarda yalnızca yasal eşitlik değil, toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine yoğunlaşmış, kadınların aile, emek, cinsellik ve beden politikaları üzerindeki baskılara dikkat çekmiştir. 1990’lardan itibaren ise, önceki kuşakların evrensel “kadın” tanımına eleştirel yaklaşmış; ırk, sınıf, etnisite, cinsiyet kimliği ve yönelim farklılıklarını merkeze almıştır. Günümüz feminizmi, yalnızca kadın-erkek eşitliğini değil, toplumsal cinsiyet adaletini, bireysel özgürlükleri ve kimlik çeşitliliğini savunan çok boyutlu bir hareket hâline dönüşmüştür.[41]

Feminist hareketlerin erken dönemlerinde ailedeki geleneksel roller büyük ölçüde sorgulanmamış, evlilik ve annelik kadınlar için doğal bir durum olarak kabul edilmiştir. Ancak zamanla feminizmin düşünsel çerçevesi genişledikçe, toplumsal cinsiyet rollerine dair eleştiriler de derinleşmiştir. Günümüzde bazı feminist yaklaşımlar, kadın ve erkek arasındaki biyolojik ve toplumsal farklılıkları eleştirel bir perspektifle değerlendirerek geleneksel ebeveynlik rollerinin değer kaybetmesine yol açan bir söylem geliştirmektedir. Feminist teorinin bazı yorumlarına göre kadın ve erkek arasındaki cinsiyet farkları, biyolojik bir gerçeklikten ziyade toplumsal yapılar tarafından bireylere dayatılan bir kurgudur. Bu düşünce çerçevesinde, özellikle aile kurumuna itiraz ya da yeni babalık olgusuna karşı çeşitli söylemler üretilmekte ve propagandalar yürütülmektedir. Bu yaklaşımlar, erkeklerin cinsiyet ayrımcılığından uzak bir tutum benimsemeleri gerektiğini vurgulamaktadır. Böylelikle, “erkeklik” kavramının ortadan kaldırıldığı ve babanın çocuklarına annelik yapabileceği, yani aile içinde cinsiyetsiz bir babalık modelinin benimsenebileceği bir yapı önerilmektedir.[42]

Bazı feminist hareketlerin nihai hedeflerinden biri, cinsiyet farklılıklarının ortadan kaldırıldığı bir toplumsal düzenin oluşturulmasıdır. Bu bağlamda, bireyler biyolojik olarak erkek ve kadın olarak varlığını sürdürecek; ancak toplumsal olarak kadınsılık ve erkeksilik kategorilerinin ortadan kaldırılması hedeflenecektir. Bu tür söylemler ve girişimler, baba figürünün toplumsal statüsünü zayıflatmakta ve babanın etkin olmadığı bir toplum ve aile fikrini destekleyen bir zemin oluşturmaktadır. Nitekim 2013 yılında Türkiye’de sosyalist feminist bir örgüt tarafından yürütülen kampanya bu durumu ortaya koyan somut örneklerden biridir. “Aile dışında hayat var” sloganı ile başlatılan kampanyada dile getirilen söylemler tamda aile kurumu ve baba karşıtlığına dair vurgular içermektedir. Bunlar: “Kimseye çocuk borcumuz yok”, “Kutsal annelik masalına inanmıyoruz”, “Baba nerede, kreş orada”, “Sevişmek için aile şart değil”, “Heteroseksizm bulaşıcıdır”, “Kutsal aile değil cinsel istismar yuvası”, “Evde kaldım, hayat da bana kaldı”, “Evliliğe mahkûm değiliz”, “Mutsuzum, idare etmiyorum” şeklinde afişe edilmiştir.[43]

Radikal feminist düşünürlerden Kate Millett’e göre, ataerkil yapı erkekliği önceleyen, kadını ve çocukları ikinci plana atan bir sistemdir. Bu yapının ortadan kaldırılması ancak köklü bir cinsel devrimle mümkün olacaktır. Millett’e göre, cinsel devrim ile birlikte geleneksel cinsiyet rollerine dayalı kısıtlamalar ortadan kalkacak, her türlü cinsel ilişki meşruiyet kazanacak ve böylece aile bireylerinin babanın/erkeğin mülkiyeti olarak değerlendirildiği ataerkil düzen sarsılacaktır.[44] Bu dönüşüm, kadın haklarının genişletilmesi ve kadınların bağımsızlığını kazanması için bir gereklilik olarak görülmektedir. Cinsel devrimle birlikte evliliklerin azalacağı, evliliğin yerini istek doğrultusunda şekillenen gönüllü birlikteliklerin alacağı ve doğurganlığın azalmasıyla kadınların özgürleşeceği öngörülmektedir.[45]

Shulamith Firestone ise, kadının erkek tahakkümünden kurtulup özgürleşebilmesi için öncelikle çocuk doğurma yükünden arındırılması gerektiğini savunmaktadır. Bu bağlamda, teknolojik gelişmelerin sunduğu olanaklarla yapay üreme yöntemlerinin benimsenmesi gerektiğini öne sürmektedir. Firestone’a göre, bu yöntemlerin yaygınlaşması ile birlikte biyolojik üremenin temel birimi olarak görülen aile yapısına ve dolayısıyla baba figürüne olan gereksinim de ortadan kalkacaktır.[46] Bu görüşler, postmodern toplumun teknolojiyle birleşen bireysel özerklik idealine paralel biçimde, artık doğurganlık süreçlerinin toplumsal rollerden bağımsızlaşabileceği bir gelecek tahayyül etmektedir. Bu bağlamda baba figürü, yalnızca toplumsal bir rol değil, aynı zamanda biyolojik bir zorunluluk olmaktan da çıkarılmak istenmektedir. Böylece postmodern insanın “özgürlük”, “beden politikası” ve “kimlik inşası” gibi kavramları, baba figürünün varlığını hem toplumsal hem de kültürel düzeyde gereksizleştiren bir araca dönüşmektedir.

3.3. Boşanma ve Ayrılık

Baba yoksunu aile yapısının toplumsal bağlamda ele alınabilecek bir diğer yönü, boşanma ve ayrılık gibi durumların artış göstermesiyle birlikte, yalnızca anne ve çocuklardan oluşan ailelerin yaygınlaşmasıdır.[47] Tarihsel olarak bu olgu, genellikle babanın vefatı veya aileyi terk etmesi ile ilişkilendirilirken, günümüzde ise boşanma oranlarındaki artış ve toplumsal değer algılarındaki değişim bu yapının şekillenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Türkiye bağlamında, tek anne ve çocuklardan oluşan ailelerin oluşumuna ölüm, boşanma, ayrı yaşam tercihi ve son yıllarda artış gösteren bekar bireylerin evlat edinmesi gibi faktörler etki etmektedir. Buna karşın, Batı toplumlarında söz konusu aile yapısının ortaya çıkışına evlilik dışı çocuk sahibi olma, taşıyıcı annelik ve sperm bankaları gibi olgular da sebep olmaktadır. Bu durumun ortaya çıkmasında, modern toplumlara özgü toplumsal normların zayıflaması ve geleneksel değerlerin etkisini yitirmesi belirleyici faktörler arasında yer almaktadır.

Bireysel anlayış ve toplumsal zeminde yaşanan yapısal değişimler, yalnızca modernleşme sürecinin etkileriyle değil, aynı zamanda postmodern çağın aile kavrayışıyla doğrudan bağlantılıdır. Postmodern toplumda birey, sabit ve kalıcı birliktelikler yerine geçici, duygusal tatmine dayalı, esnek ve bireysel mutluluk odaklı ilişki biçimlerini tercih etmektedir. Bu anlayış, yalnızca evlilik kurumunun sürekliliğini değil, aynı zamanda ebeveynlik rollerinin de dönüşümünü beraberinde getirmektedir. Evlilik artık ömür boyu sürecek bir toplumsal taahhüt olmamakta, bireylerin kendi arzularını gerçekleştirebildiği sürece sürdürülebilecek bir duygusal sözleşme olarak görülmektedir. Bu bağlamda, boşanma, sadece evliliklerin sona ermesi değil, postmodern bireyin ilişkilere yüklediği anlamın bir sonucu olarak anlaşılmalıdır.[48]

Boşanma, evlilik birliğinin taraflar açısından sürdürülemez hâle gelmesi neticesinde hukuki yollarla sona erdirilmesi anlamına gelmekte olup hem dünya genelinde hem de Türkiye’de artış gösteren bir olgudur. Boşanma olgusunun ortaya çıkışında bireysel, toplumsal, kültürel ve hukuki pek çok faktör rol oynamaktadır.[49] Hukuki sebepler arasında zina, suç işleme, terk, hastalık ve aile içi şiddet gibi unsurlar öne çıkarken; ekonomik nedenler arasında işsizlik, ekonomik yetersizlik ve aile bireylerinin temel ihtiyaçlarını karşılamada yaşanan güçlükler yer almaktadır.[50] Ayrıca kadınların ekonomik bağımsızlık kazanması ve iş gücüne katılım oranlarının artışı, toplumsal cinsiyet rollerindeki dönüşüm, dinî, ahlaki ve kültürel algılardaki değişimler de boşanma oranlarını artıran önemli faktörler arasında gösterilmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2016 yılı verilerine göre, boşanmanın en yaygın nedenleri arasında ilgisizlik, ekonomik yetersizlik, fiziksel şiddet, kötü muamele, aldatma, çocuklara yönelik şiddet ve suç işleme gibi unsurlar yer almaktadır. Bu unsurların sonucu olarak ortaya çıkan en önemli toplumsal sorunlardan biri ise parçalanmış ve baba yoksunu aile yapılarının yaygınlaşmasıdır.[51]

Türkiye’de baba yoksunu aile yapısının yaygınlaşmakta olduğu çeşitli araştırmalarla ortaya konulmaktadır. TÜİK’in 2023 yılı verilerine göre, yalnızca anne ve çocuklardan oluşan hane oranı 2015 yılında %6,2 iken, 2023 yılında bu oran %8,2’ye yükselmiştir. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verilerine göre 2023 yılı itibarıyla babası vefat eden çocuk sayısı 263.757 olarak tespit edilmiştir. Bu çocukların cinsiyet dağılımı incelendiğinde, 134.881’inin erkek, 128.876’sının ise kız olduğu görülmektedir.

Türkiye’de baba yoksunu ailelerin oluşumuna neden olan en önemli faktörlerden biri olan boşanma oranları yıllar içerisinde sürekli bir artış göstermiştir. Örneğin, 2001 yılında 91.994 çift boşanırken, 2024 yılında bu sayı 187,343’e yükselmiştir. Boşanmalar sonucunda etkilenen çocuk sayısı ise 2010 yılında 96.366 iken, 2023 yılında 186.536 olarak kaydedilmiştir. Boşanma sonrası çocukların velayet durumları incelendiğinde, 2024 yılı itibarıyla çocukların %74,4’unun annelerine, %25,1’inin ise babalarına verildiği görülmektedir.[52] Bu durum, boşanma sonrasında çocukların büyük bir kısmının anneleriyle yaşamak durumunda kaldığını ve dolayısıyla baba yoksunu bir aile yapısı içinde yetiştiklerini ortaya koymaktadır.

Tüm bu veriler değerlendirildiğinde, boşanmanın sadece bireyler arası bir kopuş değil, aynı zamanda postmodern toplumun aile ve bağlılık kavrayışındaki kırılmaların bir yansıması olduğu görülmektedir. Baba figürü, bu süreçte fiziksel yokluğun yanında, kültürel ve işlevsel olarak da aileden uzaklaşmakta, çocukların yaşamında hem sembolik hem de duygusal bir boşluk bırakabilmektedir. Postmodern çağın parçalı, geçici ve birey merkezli ilişki yapıları, aileyi bir süreklilik alanı olmaktan çıkarıp yeniden başlama özgürlüğünün zemini hâline getirmiştir. Bu özgürlük, çoğu zaman babalık gibi süreklilik isteyen rollerle bağdaşmamakta, böylece baba yoksunluğu yalnızca bir sonuç değil, aynı zamanda güncel bir tercihin yansıması olarak da tezahür etmektedir.

3. 4. Postmodern Aile Yaşam Tarzı

Günümüzde “baba yoksunu aile” kavramı, postmodern aile yaşam tarzıyla ilişkilendirilmesi gereken önemli bir tartışma alanı olarak öne çıkmaktadır. Postmodern aile, literatürde geleneksel aile yapılarının dönüşümüne işaret eden ve şu unsurları içeren bir model olarak tanımlanmaktadır: evliliklerin sürekliliğini yitirmesi, boşanma oranlarındaki hızlı artış, kadınların profesyonel iş yaşamına katılımı[53] ve özgürleşmesi sonucu aile yuvası imajının zayıflaması, genç kuşakların aile kimliğine yönelik ilgisizliği, çocukların sosyalleşme biçimlerinde yaşanan değişimler, eşcinsel ilişkiler ve birlikte yaşama pratiklerinin yaygınlaşması, tek ebeveynli veya yeniden yapılandırılmış ailelerin artışı, gönüllü çocuksuzluk tercihleri, toplumsal cinsiyet rollerindeki dönüşümler ve ebeveynlik düzenlemelerindeki çeşitlilik.[54]

Çağımızda ailede yaşanan dönüşümün arkasında postmodern kültürel mantığın, yani parçalanmış kimlikler, bireysel özerklik, otorite karşıtlığı ve yaşam tarzı çeşitliliği gibi etkenler bulunmaktadır. Bugün artık aile, sabit rollerin ve normatif değerlerin aktarıldığı kapalı bir sistem değil; bireysel tercihlere, haz odaklı ilişkilere ve özgürlük temelli birlikteliklere açılmış, çok merkezli bir yapı hâline gelmiştir. Nitekim lezbiyen ve gey ebeveynlik gibi alternatif ebeveynlik modellerinin, üreme teknolojilerindeki gelişmelere bağlı olarak daha da görünür ve erişilebilir olması bu duruma işaret etmektedir. Yaşanan gelişmeler, bekar bireylerin, heteroseksüel kadınların ve ileri yaşlardaki kadınların da ebeveyn olabilmesine olanak tanımaktadır. Ayrıca geleneksel erkeklik rollerinde yaşanan dönüşümler, evde çocuk bakımını üstlenen ve ev işleriyle ilgilenen erkek bireylerin sayısında artışa neden olmuştur.[55] Ancak bu yeni roller, geleneksel babalık tanımını güçlendirmekten ziyade, onu farklı kimliklerle ikame eden bir sürecin içine sokmuş, yalnızca yapısal olarak değil, aynı zamanda kültürel, simgesel ve psikolojik düzeyde de çözülmesine sebebiyet vermiştir.

Tüm bu dönüşüm dinamikleri, postmodern ailenin, kadınların ve erkeklerin eşleri olmadan yaşamlarını sürdürebildiği; çocukların anne veya baba figürlerinden bağımsız bir şekilde yetiştirilebildiği, bireylerin geleneksel aile yapıları dışında çocuk sahibi olabildiği bir toplumsal form olarak tanımlanmasına olanak tanımaktadır. Bu bağlamda, bir kız çocuğunun anne modeli olmadan gey ebeveynler tarafından, bir erkek çocuğunun ise baba modeli olmadan lezbiyen ebeveynler tarafından yetiştirilmesi, postmodern aile yapısının somut örnekleri arasında değerlendirilmektedir. Bu örnekler, yalnızca aile yapısının değil, aynı zamanda ebeveynliğe dair temel rollerin ve toplumsal kabullerin de dönüşmekte olduğunu göstermektedir.[56]

Postmodern aile yapısında, geleneksel norm ve değerlerin ters yüz edilerek kimlik kavramının önemini yitirdiği, aile içindeki rollerin özellikle baba figürünün işlevsiz hale geldiği görülmektedir. Bu dönüşüm sürecinde, kişilik yerine kişiliksizleşme, sorumluluk yerine haz odaklı bir anlayış benimsenmiş; mutluluk ise giderek bir oyun kurgusuna indirgenmiştir. Birey, postmodern söylemde “anlatısı olmayan bir varlık” olarak konumlanmakta, bu da onu aile gibi süreklilik talep eden kurumlar karşısında nötrleştirmektedir.

Taha Abdurrahman’a göre, bu süreçte kimliksizlikten en çok etkilenen kişi baba/koca figürüdür. Geleneksel aile modelinde babanın üstlendiği roller, postmodern dönemin kimliksizleşme süreciyle birlikte büyük ölçüde terk edilmiştir. Bu kimlik kaybının en belirgin sonucu, babanın otorite zayıflığıdır. Postmodern ailede baba, aile bireyleri üzerinde herhangi bir yetki sahibi olmaktan çıkmış; ev yönetimi iddiası eşit bir paylaşımı savunsa da bu dengenin kadının lehine bozulduğu gözlemlenmiştir.[57] Bu durum, sadece yetki eksikliği değil, aynı zamanda yönlendirici ve eğitici rolün de terk edilmesi anlamına gelmektedir. Postmodern babalık, rehberlikten çok gözlemlemeye, yönlendirmekten çok onaylamaya indirgenmiştir.

Kimliksizlik olgusunun bir diğer önemli yansıması, çocuk sahibi olma konusunda karar mekanizmasının babadan bağımsız hâle gelmesidir. Postmodern aile yapısında, hamilelik ve çocuk sahibi olma gibi konulardaki kararlar tamamen kadının yetki alanında kalmaktadır. Bu durum, kadının hâkimiyetinin soyadı gibi sembolik alanlara kadar genişlemesine yol açmaktadır.[58] Bu gelişme, geleneksel babalık modelinin yalnızca sosyal değil, sembolik düzeyde de silinmeye başladığını ortaya koymaktadır.

Postmodern aile yapısında baba figürü, çocuğu için bir rol model olmaktan çıkmış, temel işlevi çocuğun maddi ihtiyaçlarını karşılamakla sınırlı bir hâle gelmiştir. Baba-çocuk ilişkisi, geleneksel rehberlik ve tecrübe aktarımı temelinden uzaklaşarak daha çok arkadaşlık ilişkisi düzeyine indirgenmiştir. Baba, artık tecrübelerini aktaran veya yönlendirme yapan bir otorite figürü olmaktan ziyade, çocuğunun eylemlerini onaylayan ve kimi zaman gayrimeşru davranışlarına dahi göz yuman bir konuma gerilemiştir. Sonuçta, postmodern baba, çocuğunun maddi masraflarını gönüllü bir şekilde üstlenen, ancak rehberlik ve yönlendirme bakımından etkisiz bir figür hâline gelmiştir.

Tüm bu unsurlar, postmodern aile yapısında fiziki olarak var olan ancak işlevsel anlamda yok sayılan bir baba figürüne, dolayısıyla da “baba yoksunu aile” kavramına işaret etmektedir.[59] Bu yoksunluk, artık sadece babanın yokluğuyla değil, baba rolünün anlam kaybına uğramasıyla ilgilidir. Baba figürü, postmodern toplumda yalnızca biyolojik bir realite değil, aynı zamanda kültürel bir soyutlama hâline gelmiş, toplumsal işlevini yitirmiş bir figüre dönüşmüştür.

4. Ailede Baba Yoksunluğunun Bireysel (Çocuklar Üzerindeki) Etkileri

Aile yapısında babanın varlığı ve üstlendiği rol, bireyin yaşamının tüm evrelerinde önemli bir unsur teşkil etmekle birlikte, çocuğun gelişimsel süreçlerinde özellikle kritik bir öneme sahiptir. Yapılan araştırmalar, çocuğun kimlik edinme sürecinde ve kişilik gelişiminin temellerinin atıldığı erken dönemde baba katılımının belirleyici bir faktör olduğunu ortaya koymaktadır. Bu süreçte babaların çocuklarıyla sağlıklı ve güven temelli bir ilişki kurmaları, nitelikli zaman geçirmeleri, çocukları bağımsız davranmaya teşvik etmeleri ve sosyal etkileşim becerilerini desteklemeleri, bilişsel, dilsel, sosyal ve duygusal gelişime olumlu katkı sağlamaktadır.[60] Ayrıca babaların çocuklara sundukları zengin uyarıcı çevre, onların yaratıcılık ve problem çözme yeteneklerinin gelişimini destekleyerek daha özgüvenli bireyler olarak yetişirler.[61]

Babanın aile yapısındaki varlığı aynı zamanda hem erkek hem de kız çocuklarının cinsel kimlik gelişiminde kritik bir rol oynamaktadır. Erkek çocuklar açısından baba, erken yaşlardan itibaren bir özdeşim figürü olarak görülmekte olup, çocuğun erkeksi davranışlar geliştirmesi ve toplumsal olarak kabul gören erkek rolünü benimsemesi açısından önemli bir model teşkil etmektedir. Ancak baba figürünün fiziksel ya da duygusal eksikliği, çocuğun özdeşim sürecinde aksamalara yol açabilmektedir. Eğer ailede baba rolünü üstlenebilecek bir başka erkek figürü bulunmuyorsa, erkek çocuğun cinsel kimlik gelişimi risk altına girebilmektedir.[62] Kız çocukları açısından ise baba, karşı cinsle kurulan ilişkilerde önemli bir referans noktasıdır. Babasıyla sağlıklı bir bağ kurmuş kız çocuklarının, ergenlik döneminde erkeklerle ilişkilerinde daha dengeli ve sağlıklı davranışlar sergiledikleri görülmektedir. Buna karşın, baba yoksunluğu, kız çocuklarının ergenlik döneminde karşı cinsle iletişim kurmakta zorlanmalarına ve uygun cinsiyet rollerini benimsemekte güçlük yaşamalarına neden olabilmektedir.[63]

Konu çocuğun bilişsel gelişimi açısından değerlendirildiğinde ise, genetik faktörlerin ve merkezi sinir sisteminin sağlıklı gelişimi kadar, çevreyle kurulan ilişkilerin ve çevresel uyarıcıların da büyük bir önem arz ettiği muhakkaktır. Bu bağlamda, babaların çocuklarına annelerle kıyaslandığında daha bağımsız bir yaklaşım sergilemeleri ve onların çevreyi keşfetmelerine yönelik teşvik edici tutumları, bilişsel gelişim sürecine önemli katkılar sunmaktadır.[64] Çocuklarla kitap okuma, oyun oynama, film izleme ve çeşitli gezilere katılma gibi etkinlikler, çevresel uyarıcılar bakımından zengin bir ortam sağlamaktadır. Özellikle erken çocukluk döneminde bu tür etkinliklere ayrılan nitelikli zamanın bilişsel gelişimi olumlu yönde etkilediği bilinmektedir.[65] Araştırmalar, baba yoksunluğu yaşayan çocukların, babasıyla aktif ve nitelikli bir ilişki kuran akranlarına kıyasla akademik başarıda daha düşük performans sergilediklerini, okula hazırlık süreçlerinde daha fazla sorun yaşadıklarını ve zekâ seviyelerinde belirgin farklılıklar bulunduğunu göstermektedir. Örneğin, babasız büyüyen erkek bebeklerin gelişim testlerinde babalarıyla büyüyen akranlarına kıyasla daha düşük puanlar aldıkları tespit edilmiştir.[66]

Babanın aile içindeki rolünü yeterince yerine getirememesi ya da baba yoksunluğu ise, çocuk üzerinde derin ve kalıcı olumsuz etkilere yol açabilmektedir. Literatürde, babasız büyüyen çocukların yaşamları boyunca çeşitli sosyal, duygusal ve akademik sorunlarla karşılaşma olasılıklarının yüksek olduğu sıkça vurgulanmaktadır. Baba eksikliğinin yol açtığı olumsuzluklar yalnızca bireysel düzeyde kalmayıp, aynı zamanda toplumun genel yapısını da etkileyerek daha geniş ölçekli problemlere sebebiyet verebilmektedir.[67] Babalarından yeterli ilgi ve destek görmeyen ya da onlarla nitelikli zaman geçirme fırsatından mahrum kalan çocuklarda özgüven eksikliği yaygın olarak gözlemlenmektedir. Bu çocukların gelecek beklentileri konusunda daha karamsar oldukları, saldırgan davranışlar sergileyebildikleri ve eğitim hayatlarında istikrarsızlık yaşayarak akademik başarısızlıklarla karşı karşıya kaldıkları tespit edilmiştir. Baba katılımının eksik olduğu çocuklarda, sosyal ilişkilerde zayıflık, stresle başa çıkma becerilerinde yetersizlik ve problem çözme yetilerinde eksiklikler gözlemlenmiştir. Ayrıca baba yoksunluğu yaşayan bireylerde ruhsal bunalım, kimlik krizi, depresyon, güvensizlik ve düşük özsaygı gibi psikolojik sorunların yanı sıra madde kullanımı, kendine zarar verme davranışları, yıkıcı ve saldırgan tutumlar ile otoriteye uyum sağlamada güçlükler gibi psikososyal problemler daha sık görülmektedir.[68]

Baba yoksunluğunun çocukların sosyalleşme süreçlerini olumsuz etkilediği ve akademik başarılarında düşüşe neden olduğu çeşitli araştırmalarla ortaya konulmuştur.[69] Ayrıca baba eksikliğinin çocuklarda suç eğilimini artırabileceği bulgular arasında yer almaktadır. Babasız büyüyen bireylerin hapis cezası alma oranlarının, babasıyla büyüyen akranlarına kıyasla daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Bunun yanı sıra, babası olmayan bireylerin madde bağımlılığı, hırsızlık ve çete üyeliği gibi suçlara daha yüksek oranda karıştıkları tespit edilmiştir.[70] Babasının yokluğunu sorgulayan çocukların kendilerini değersiz hissetme eğiliminde olmaları, onları intihar girişimleri ve kendine zarar verme davranışlarına yöneltebilmektedir.[71]

Babaların aile içindeki temel rollerinden biri ekonomik destek sağlamaktır. Bu nedenle babanın yokluğu yalnızca duygusal bir boşluk yaratmakla kalmayıp, aynı zamanda aileyi maddi açıdan da ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Babadan yoksun kalan ailelerde gelir kaybı, temel gereksinimlerin karşılanmasında aksamalara neden olabilmekte ve bu durum çocukların yaşam koşullarını olumsuz etkileyebilmektedir. Babasız büyüyen çocuklar yeterli beslenme, sağlık hizmetlerine erişim ve nitelikli eğitim gibi temel haklardan mahrum kalabilmekte, bu durum akademik başarılarını ve sosyal yaşamlarını doğrudan etkileyebilmektedir. Maddi yetersizlikler, çocukların sosyal çevrelerinde kendilerini dışlanmış hissetmelerine sebep olabilmekte ve bu durum özgüven kaybı gibi psikolojik sonuçlara yol açabilmektedir. Ayrıca ekonomik zorluklar, çocukları erken yaşta çalışma hayatına atılmaya zorlayarak eğitim süreçlerinin yarıda kalmasına veya ilgi alanlarını geliştirme fırsatlarından mahrum kalmalarına neden olabilmektedir.

Baba yoksunluğunun ailede sadece psikolojik, sosyolojik ve ekonomik boyutlarda değil, aynı zamanda dinî ve manevi açıdan da önemli sonuçlar doğurabileceği belirtilmektedir. Geleneksel olarak babanın, ailenin manevi lideri olarak kabul gördüğü birçok toplumda, çocukların dinî eğitiminde ve ibadet alışkanlıklarının kazanılmasında babanın rehberliği kritik bir rol oynamaktadır.[72] Babanın aile içinde namaz, oruç gibi ibadetlere öncülük etmesi; temel ahlak ve değer yargılarının aktarılmasında örnek bir model sunması; inanç, dua ve dinî ritüellerle ilgili bilgilendirmelerde bulunması, çocukların maneviyat ve dinî kimlik gelişimleri açısından belirleyici kabul edilmektedir.[73] Dolayısıyla, baba eksikliği yaşayan çocuklar, dinî pratikleri düzenli olarak uygulama ve bu uygulamaların anlam dünyasını kavrama konusunda yeterli desteği bulamamakta ve manevi gelişim sürecinde yalnız kalabilmektedir.

Baba figürünün yokluğu, çocukların dinî topluluklarla kurdukları bağların da zayıflamasına neden olabilmektedir. Dinî pratiklerin ve değerlerin aile içinde paylaşılması, çocuğun aidiyet duygusunu güçlendirerek toplumsal bütünleşmeyi kolaylaştırır.[74] Oysa babasız büyüyen çocuklarda bu süreç sekteye uğrayabilir; çocuk, ailesi dışında başka arayışlara yönelebilir ya da dinî pratiklere karşı ilgisizlik geliştirebilir. Ayrıca babanın yokluğu çocukların manevi rehberlik almalarını zorlaştırarak, ahlaki çatışmalar veya inanç krizleri yaşamalarına yol açabilmektedir. Bu durum, ergenlik döneminde kimlik bunalımı yaşayan gençlerde daha belirgin şekilde ortaya çıkmakta ve bireyin toplumsal hayatta karşılaştığı zorluklarla baş edebilme kapasitesini düşürebilmektedir.

Manevi değerlerin aile içinde düzenli olarak aktarılmaması, çocukların dinî bilgi ve bilinç düzeylerinde eksikliklere neden olabileceği gibi, sosyal destek mekanizmalarına da erişimini kısıtlamaktadır. Özellikle dinî kurumlarla kurulan ilişkilerde baba önderliği önem taşımaktadır. Babanın rehberliğinden ve koruyuculuğundan mahrum kalan çocukların, bu kurumların sağladığı manevi ve sosyal desteğe ulaşma konusunda zorluk yaşamaları mümkündür. Bu bağlamda, ailedeki dinî eğitim ve manevi rehberlik eksikliği, çocuklarda güvensizlik ve aidiyet duygusunun zayıflaması gibi olumsuz sonuçlara yol açarak sosyal uyum sorunlarını daha da derinleştirebilmektedir.

5. Ailede Baba Yoksunluğunun Toplumsal Etkileri

Postmodernite, yalnızca aileyi dönüştüren kültürel bir çerçeve sunmakla kalmamış, aynı zamanda otorite figürlerini, rol modellerini ve geleneksel rollerin sürekliliğini de sorgulayan bir zihinsel zemine sahip olmuştur. Postmodern toplumda birey, aidiyet değil özerklik, süreklilik değil geçicilik bağlılık değil seçenekler üzerinden tanımlanır hâle gelmiştir. Dolayısıyla baba figürü, yalnızca ailesel düzlemde değil, aynı zamanda toplumsal temsilde de simgesel bir çözülmeye uğramıştır.

Yeni aile modellerinin ortaya çıkışıyla birlikte baba figürü, çoğunlukla aile yapısının merkezinden uzaklaştırılmış ve toplumsal bağlamda ikincil bir rol üstlenmeye başlamıştır. Günümüzde baba, ağırlıklı olarak ekonomik destek sağlayıcı veya nafaka yükümlüsü olarak konumlandırılmakta, bu durum, babanın çocuklarının bilişsel, duygusal ve sosyal gelişim süreçlerine anlamlı bir katkı sunmasını veya bir rol model olarak işlev görmesini önemli ölçüde kısıtlamaktadır. Babanın aile yapısından dışlanması ve babalık rolünün işlevsizleşmesi, toplumda bireysel yalnızlık duygusunun derinleşmesine, babaların çeşitli psikososyal sorunlarla karşı karşıya kalmasına ve toplumsal dayanışmanın zayıflamasına yol açmaktadır. Bu süreç, psikolojik yalnızlık ve toplumsal dışlanma gibi faktörlerin etkisiyle bazı babaların intihar gibi olumsuz davranışlara yönelme riskini artırabilmektedir.[75] Nitekim yapılan araştırmalar, çocuklarının velayetine sahip olmayan yalnız babalar ile çocuksuz erkeklerin, uzun süre çocuklarıyla birlikte yaşayan babalara kıyasla daha yüksek erken ölüm riski taşıdığını ortaya koymaktadır. Özellikle bu grupta, travmatik sakatlanmalar, bağımlılığa bağlı hastalıklar ve ani kardiyak olaylar gibi sağlık risklerinin daha yaygın olduğu tespit edilmiştir.[76]

Baba figürünün toplumdan çekilmesi, postmodernitenin birey merkezli yapılarını güçlendirse de bu durumun uzun vadeli etkileri, toplumsal dayanışma, kuşaklar arası aktarım, normatif düzenin istikrarı gibi alanlarda ciddi çözülmelere yol açmaktadır. Postmodern birey, özne olmanın yanında yalnızlaşmakta; aile yapısının dağılmasıyla birlikte birey, yalnızca psikolojik değil, sosyolojik olarak da korunaksız bir varlık hâline gelmektedir.

Baba yoksunluğu yalnızca çocuklar üzerinde değil, anneler üzerinde de çeşitli olumsuz etkilere yol açmaktadır. Boşanma, ayrılık ve postmodern aile yapılarının yaygınlaşmasıyla artış gösteren babasızlık olgusu, annelerin hem ekonomik hem de sosyal açıdan ciddi güçlüklerle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır.[77] Babanın yokluğu, annenin genellikle ailenin ekonomik gereksinimlerini karşılamak üzere istihdam edilmesini zorunlu kılmakta, bu durum ise çocukların ev ortamında yalnız kalmasına ve ebeveyn ilgisinden yoksun büyümesine yol açmaktadır. Buna ek olarak, annenin iş gücüne katılım sağlayamaması ya da ekonomik bağımsızlığını tesis edememesi, ailenin dışsal desteklere ve başkalarına bağımlı hâle gelmesine sebep olabilmektedir. Bu tür bir bağımlılık, annenin psikolojik yükünü artırarak aile içinde çeşitli psikososyal sorunların ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Özellikle ekonomik kaygıların baskısı altında kalan annelerin çocuklarıyla ilişkilerinde duygusal kopukluk yaşayabilmesi, çocukların gelişim sürecini olumsuz yönde etkileyebilmektedir.[78]

Baba yoksunluğu, ailenin temel işlevleri arasında yer alan güven, sevgi ve bağlılık gibi psikolojik ihtiyaçların yanı sıra sosyalleşme, norm ve değerlerin aktarımı, eğitim gibi sosyolojik işlevlerin tam anlamıyla yerine getirilmesini güçleştirmektedir. Çocuğun sevgi, merhamet, ilgi ve hoşgörü gibi insani değerlerden yoksun büyümesi, bireyin hem kendisiyle hem de içinde bulunduğu toplumla sağlıklı ilişkiler geliştirmesini zorlaştırmaktadır. Bu durum, bireylerin toplumsal sorumluluk bilinci geliştirememelerine ve sosyal bağlarının zayıflamasına neden olarak, güven temelli bir toplum yapısının sürdürülebilirliğini tehdit eden bir unsur hâline gelmektedir. Baba yokluğuna bağlı olarak sosyalleşme sürecini yeterince tamamlayamayan, toplumsal norm ve değerleri yeterince içselleştiremeyen bireylerin varlığı ise toplumsal yapıda ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Bu bağlamda normatif yapıların zayıflaması ve bireylerin toplumsal kurallara uyum sağlayamaması, sosyal düzenin istikrarını tehdit eden önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.

Baba yoksunu aile yapısının oluşumuna yol açan boşanma ya da herhangi bir sebeple babanın aile içerisinde fiziksel veya işlevsel olarak varlık gösterememesi, çocukların suça sürüklenme riskini artıran temel değişkenlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Araştırmalar, babasız büyüyen çocukların ve gençlerin suç davranışlarına yönelme eğiliminin daha yüksek olduğunu göstermektedir.[79] Bu durum, toplumun geleceğini oluşturan genç nüfusun kriminal faaliyetlere eğilim göstermesiyle birlikte, toplumsal istikrarı tehdit eden olumsuz bir tabloyu ortaya koymaktadır.

Sonuç

Baba yoksunu aile olgusu, modernleşmeyle ivme kazanmış ancak özellikle postmodern dönemde kurumsal yapıların çözülmesi, bireyselleşmenin yüceltilmesi ve aile normlarının belirsizleşmesiyle birlikte yaygın ve derinlikli bir toplumsal soruna dönüşmüştür. Sanayileşme, kentleşme, artan boşanma oranları, alternatif yaşam ve ebeveynlik biçimlerinin meşrulaşması gibi dinamikler, geleneksel babalık rolünün işlevsel ve simgesel olarak zayıflamasına yol açmış, bunun neticesinde babasız büyüyen çocuk sayısı dikkat çekici biçimde artmıştır.

Modern ve postmodern dönemlerde yaşanan yapısal dönüşümler, yalnızca bireysel düzeyde değil, aynı zamanda toplumsal ölçekte de çok katmanlı sonuçlar doğurmaktadır. Baba yoksunluğu, çocukların duygusal, bilişsel ve sosyal gelişim süreçlerinde ciddi aksamalara neden olmakta, özgüven kaybı, kimlik bunalımı, sosyal izolasyon ve akademik başarısızlık gibi sorunların yanı sıra, otoriteye karşı güvensizlik, kuralsızlık ve aidiyet eksikliği gibi toplumsal sonuçlar da ortaya çıkmaktadır. Postmodern çağın kimliksizleşmeye açık birey modeliyle birleşen bu durum, özellikle ergenlik döneminde bireyleri psikolojik kırılganlıklara, bağımlılık eğilimlerine ve suça yönelim riskine daha açık hâle getirmektedir. Aynı şekilde babasız aile yapısı içerisinde anneler de artan sorumluluk ve ekonomik baskılar nedeniyle tükenmişlik, yalnızlık ve sosyal dışlanma riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Baba figürünün yokluğu, annenin hem duygusal hem de ekonomik yükünü artırarak, aile içi bağların zayıflamasına ve çocukla olan etkileşimin niteliksizleşmesine zemin hazırlamaktadır. Bu durum, çocuğun psikososyal gelişimi üzerinde ikincil ama güçlü olumsuz etkiler doğururken, aile içi dengeyi de ciddi biçimde bozmaktadır. Ayrıca velayet hakkı olmayan veya çocuklarıyla bağları kopmuş babalar açısından da bu durum, yalnızlaşma, depresyon ve hatta intihar riskini artıran bir travma alanına dönüşmektedir.

Postmodern ailede babanın rolünün silikleşmesi, normatif yapıların dağılmasıyla birleştiğinde, değer aktarımı, toplumsal sorumluluk bilinci ve kuşaklar arası iletişim ciddi şekilde zedelenmektedir. Babanın hem ahlaki hem de simgesel düzeyde bir model figürü olmaktan uzaklaşması, aileyi yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda kültürel bir birim olmaktan da uzaklaştırmakta; böylece toplumun en temel yapı taşı olan ailenin norm üretme ve istikrar sağlama işlevi zayıflamaktadır. Bu zayıflama, toplumsal dayanışma ve güven ortamının aşınmasıyla birlikte suç oranlarının artışı, aidiyet krizleri, sosyal bunalım ve ahlaki erozyon gibi sonuçlar doğurmaktadır. Bu gerçeklik karşısında, baba yoksunluğunun etkilerini yalnızca bireysel bir problem olarak değil, çok yönlü bir toplumsal risk alanı olarak ele alan politikaların geliştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Aile bütünlüğünü destekleyici sosyal politika araçlarının güçlendirilmesi, babaların çocuklarıyla ilişkilerini sürdürebileceği modellerin geliştirilmesi ve psikososyal destek mekanizmalarının yaygınlaştırılması bu bağlamda önemli görülmektedir. Bununla birlikte, postmodern anlayışın toplumsal yapı ve özellikle aile kurumu üzerindeki etkilerini ortaya koymaya yönelik teorik ve ampirik araştırmaların artırılması, geleceğe ilişkin somut politika önerilerinin geliştirilmesi ve ilgili kurumların bu doğrultuda etkili sosyal politikalar üretmesi açısından gereklilik arz etmektedir. Mevcut literatürde bu alandaki boşluk göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu çalışmaların hem akademik hem de uygulamalı düzeyde önemli katkılar sağlayacağı değerlendirilmektedir.

Kaynakça

Abdurrahman, Taha. Modernlik Ruhu: İslami Bir Modernlik İnşasına Giriş. çev. Mehmet Emin Maşalı - Münteha Maşalı. İstanbul: Pınar Yayınları, 2022.

Acar, Gülşah v.dğr. “Aile ve Çocuk Suçluluğu İlişkisi”. Hacettepe University Faculty of Health Sciences Journal 1/2 (24 Haziran 2015), 651-656.

Adak, Sevgi. “Aile Dışında Hayat Var mı? Bir Kampanyanın Ardından”. Başka Bir Aile Anlayışı Mümkün mü?. ed. Nihal Boztekin. 164-171. İstanbul: Heinrich Böll Stiftung, 2014.

Akay, Ali. Postmodern Görüntü. İstanbul: Bağlam Yayıncılık, 2000.

Akbar S., Ahmed. Postmodernizm ve İslâm. çev. Osman Ç. Deniztekin. İstanbul: Cep Yayınları, 1995.

Akbaş, Özge Zeybekoğlu. “Günümüzde Erkeklerin Gözünden Babalık ve Aile”. Akdeniz İnsani Bilimler Dergisi 3/2 (30 Aralık 2013), 297-328.

Akgül, Mehmet. “Modernlik-Modernleşme, Postmodernlik, Sekülerleşme ve Din”. Din Sosyolojisi. ed. Niyazi Akyüz - İhsan Çapcıoğlu. Ankara: Grafiker Yayınları, 2012.

Alkan, Ersoy Özmen. “Aile Parçalanmasının Çocuğun Okul Başarısına Etkisi: Trabzon Örneği”. Karadeniz Araştırmaları Enstitüsü Dergisi 4/5 (28 Haziran 2018), 167-225. https://doi.org/10.31765/karen.438376

Aslan, Seyfetti̇n - Yilmaz, Abdullah. “‘Modernizme Bir Başkaldırı Projesi Olarak Postmodernizm’”. Modernite’den Postmodernite’ye Değişim. ed. Çoşkun Aktan Can. 75-95. Konya: Çizgi Kitabevi, 2003.

Aydın, Hasan. “Eleştirel Aklın Işığında Postmodernizm, Temel Dayanakları ve Eğitim Felsefesi”. Eğitimde Politika Analizleri ve Stratejik Araştırmalar Dergisi 1/1 (19 Mayıs 2016), 27-48.

Bağış, Radiye Canan. “Çocukları Suça Sürükleyen Çevresel Nedenler: Sosyal Bağ ve Sosyal Öğrenme Teorileri Işığında Bir Değerlendirme”. Humanitas- Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi 7/14 (15 Ekim 2019), 203-221. https://doi.org/10.20304/humanitas.571431

Balin, Hatice. “Aile İçi Rollerde Babalığın Önemi”. Çocuk ve Medeniyet 6/11 (06 Aralık 2021), 55-81.

Baudrillard, Jean. Sessiz Yığınların Gölgesinde Ya da Toplumsalın Sonu. çev. Oğuz Adanır. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 1990.

Baudrillard, Jean. Simülakrlar ve Simülasyon. çev. Oğuz Adanır. Ankara: Doğu Batı Yayınları, 2011.

Bauman, Zygmunt. Akışkan Modernite. çev. Sinan Okan Çavuş. İstanbul: Can Yayınları, 2018.

Bauman, Zygmunt. Sosyolojik Düşünmek. çev. Abdullah Yılmaz. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2004.

Bayer, Ali. “Modernleşme Sürecinde Aile: Değişen Annelik ve Babalık”. Tevilat 1/1 (30 Haziran 2020), 35-60.

Beck, Ulrich. Risk Toplumu Başka Bir Modernliğe Doğru. çev. Kasım Özdoğan - Bülent Doğan. İstanbul: İthaki Yayınları, 2011.

Belli, Mustafa vdğr. “Geçmişten Günümüze Değişen Babalık Rolü ve Çocuk Gelişimine Katkıları”. Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Dergisi 8/2 (30 Haziran 2021), 366-371. https://doi.org/10.34087/cbusbed.806798

Bilton, Tony v.dğr. Sosyoloji. ed. Bülent Özçelik. Ankara: Siyasal Kitabevi, 2003.

Can, İslam. “Moderniteden Postmoderniteye Ailenin Ontolojisi”. Aile Sosyolojisi Yazıları. ed. Mustafa Aydın. İstanbul: Açılım Kitap, 2014.

Canatan, Kadir. “Babalık Sosyolojisi: Baba Kimdir?”. Yetkin Düşünce 22 (2023), 69-84.

Canatan, Kadir - Yıldırım, Ergün. Aile Sosyolojisi. İstanbul: Açılım Kitap, 2016.

Çevik, İsmail. “Aile İçi Rol Dağıtımında Babanın Rolü XIII. Uluslararası Din Görevlileri Sempozyumu”. Ailede Çocuk. ed. Abdullah Çan v.dğr. 81-96. İstanbul: Ravza Yayınları, 2024.

Çevik, İsmail. “Tarihi Seyrinde Değişen Aile ve Postmodern Babalık”. Türkiye Din Eğitimi Araştırmaları Dergisi 19 (30 Haziran 2025), 185-216. https://doi.org/10.53112/tudear.1658071

Çiftçi, Ayşe Nur. “Aile Yapısında Yaşanan Çözülme ve Uzunköprü Örneği”. Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 25/Özel Sayı (29 Eylül 2023), 489-514. https://doi.org/10.26468/trakyasobed.1221166

Çoşan, Bilal. “Dünyada ve Türkiye’de Sosyo-Ekonomik Bir Problem Olarak Tek Ebeveynli Aile Olgusunun Çok Boyutlu Değerlendirilmesi”. Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi 18/41 (27 Aralık 2018), 259-294. https://doi.org/10.21560/spcd.vi.453720

Demir, Zekiye. “Değişen Toplumlarda Ailenin Değişmeyen Özellikleri”. Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi (ÇÜİFD) 21/2 (25 Aralık 2021), 770-791. https://doi.org/10.30627/cuilah.940820

Demi̇rel, Yüksel. “Baba Yokluğunun Ergenler Üzerindeki Olumsuz Etkileri”. International Journal of Social and Humanities Sciences Research (JSHSR) 8/66 (28 Şubat 2021), 413-424. https://doi.org/10.26450/jshsr.2340

Demirezen, İsmail. Tüketim Toplumu ve Din. İstanbul: Dem Yayınları, 2015.

Doğan, İsmail. Sosyoloji Kavramlar ve Sorunları. İstanbul: Sistem Yayınları, 1998.

Dönmezer, Sulhi. Sosyoloji. Ankara: Savaş Yayınevi, 1982.

Erkal, Mustafa. Sosyoloji. İstanbul: Filiz Kitabevi, 1983.

Ertürk, Elif Merve. “Dindarlığın Baba Rolü ve Baba Katılımı Üzerindeki Etkileri”. İdrak Dini Araştırmalar Dergisi 4/1 (15 Haziran 2024), 210-247. https://doi.org/10.62297/idrak.1453778

Firestone, Schulamith. Cinselliğin Diyalektiği. çev. Yurdanur Salman. İstanbul: Payel Yayınları, 1993.

Flouri, Eirini. Çocuğunuzun Hayatında Babanın Etkisi. çev. Erbil Ertürk. İstanbul: Yakamoz Yayıncılık, 2004.

Giddens, Anhony. Sosyoloji. çev. Hüseyin Özel - Cemal Güzel. İstanbul: Ayraç Yayınevi, 2000.

Güloğlu, Mehmet Fatih. Baba Otoritesi- Bir Aile Sosyolojisi Denemesi. Sakarya: Sakarya Üniversitesi Yayınları, 2022.

Gümrükçüoğlu, Süleyman. “Çocuğun Din Eğitiminde Ailenin Rolü”. KADEM Kadın Araştırmaları Dergisi 3/1 (01 Haziran 2017), 39-60. https://doi.org/10.21798/kadem.20171301410

Harvey, David. Postmodernliğin Durumu. çev. Sungur Savran. İstanbul: Metis Yayınları, 1997.

Hatipler, Mustafa. “Modernizmden Postmodernizme Aile”. Sosyal, Beşerî ve İdari Bilimler Dergisi 6/4 (2023), 574-590.

İş, Sema Merve. “Aile ve Ebeveynliğe Queer Yaklaşım: Lezbiyen, Biseksüel, Trans ve Queer Ebeveynlerin Deneyimleri”. Başka Bir Aile Anlayışı Mümkün mü?. ed. Nihal Boztekin. 158-163. İstanbul: Heinrich Böll Stiftung, 2014.

Kaya, Kamil - Eren, Gizem Tan. “Boşanma ve Erken Boşanmaların Artış Nedenleri”. Sosyal, Beşeri ve İdari Bilimler Dergisi 3/9 (2020), 708-728.

Kellner, Douglas. “Toplumsal Teori Olarak Postmodernizm”. Modernite Versus Postmodernite. ed. Mehmet Küçük. Ankara: Vadi Yayınları, 2000.

Kirpitci, Eyüp. “Din Eğitimi Açısından Baba-Oğul İlişkisi”. Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 30/30 (01 Temmuz 2010), 223-239.

Kukuloğlu, Emre. “Feminizmin Tarihsel Gelişim Süreci ve Türleri”. International Journal of Advanced Natural Sciences and Engineering Researches 9/9 (30 Eylül 2025), 112-121.

Kurt, Abdurrahman. Din Sosyolojisi. Bursa: Dora Yayınevi, 2011.

Kuzucu, Yaşar. “Değişen Babalık Rolü ve Çocuk Gelişimine Etkisi”. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi 4/35 (2011), 79-91.

Lyotard, Jean-François. Postmodern Durum. çev. İsmet Birkan. Ankara: Bilge Su Yayıncılık, 2013.

Marshall, Gordon. Sosyoloji Sözlüğü. çev. Osman Akınhay - Derya Kömürcü. Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları, 2005.

Matussek, Matthias. Die vaterlose Gesellschaft- Eine Polemik gegen die Abschaffung der Familie. Frankfurt am Main: Fischer Taschenbuch Verlag, 2006.

Millet, Kate. Cinsel Politika. çev. Seçkin Selvi. İstanbul: Payel Yayınları, 1987.

Mitscherlich, Alexander. Auf dem Weg zur Vaterlosen Gesellschaft. München: R.Piper&Co. Verlag, 1973.

Mutlu, Sevda. “Postmodern Aile”. Aile ve Sosyoloji. ed. Erkan Dikici v.dğr. Konya: Eğitim Yayınevi, 2020.

Öz, Nedim. Ailenin Çözülmesi Süreci Olarak Boşanma Olgusu ve Din –Sosyolojik Bir Yaklaşım-. Ankara: İlahiyat Yayınları, 2019.

Öz, Nedim. “Modern-Seküler Süreçte Ailenin Çözülmesi”. Kilis 7 Aralık Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 6/11 (30 Aralık 2019), 795-835.

Özdal, Funda - Aral, Neriman. “Baba Yoksunu Olan ve Anne-Babası İle Yaşayan Çocukların Kaygı Düzeylerinin İncelenmesi”. Ahi Evran Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi 6/2 (01 Mayıs 2005), 255-267.

Rosenau, Marie. Post-modernizm ve Toplum Bilimleri. çev. Tuncay Birkan. Ankara: Bilim Sanat Yayınları, 2004.

Serdar, Ziyaüddin. Postmodernizm ve öteki: Batı kültürünün yeni emperyalizmi. çev. Gökçe Kaçmaz. İstanbul: 2001.

Sevim, Berna Sicim - Dümenci, S. Seda Bapoğlu. “Baba Yoksunluğu”. Erken Çocuk Gelişi ve Eğitiminde Baba Katılımı. ed. Şenil Ünlü Çetin. İstanbul: Nobel Yayınları, 2. Basım, 2020.

Sichler, Axel. Die vaterlose Gesellschaft und ihre Folgen: der Mangel an Vaterfiguren in der institutionellen Erziehung. Hamburg: Diplomica-Verl, 2014.

Şaylan, Gencay. Postmodernizm. İstanbul: İmge Kitabevi, 2006.

Şengönül, Turhan. “Anne-Baba İlgisinin Çocukların Okul Başarısı Üzerindeki Etkisi”. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 17/4 (27 Aralık 2019), 268-292. https://doi.org/10.18026/cbayarsos.549463

Şenol, Dolunay. “Değişen Toplumda Boşanmış Aileler ve Problemleri- Kırıkkale İli Kadın Örnekleri İle-”. Social Sciences Studies Journal 4/18 (29 Ağustos 2024), 1812-1824. https://doi.org/10.26449/sssj.560

Şentürk, Ünal. “Aile Kurumuna Yönelik Güncel Riskler”. Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi 14/14 (01 Eylül 2008), 7-32. https://doi.org/10.21560/spcd.65610

Taş, Gün. “Feminizm Üzerine Genel Bir Değerlendirme: Kavramsal Analizi, Tarihsel Süreçleri ve Dönüşümleri”. Akademik Hassasiyetler 3/5 (25 Mayıs 2016), 163-175.

Tekin, Mustafa. “Ailenin Ekonomi Politiği”. Yetkin Düşünce 22 (2023), 7-16.

Tekin, Mustafa. “Sekülerleşme Bağlamında Aile ve Kadın”. Aile Sosyolojisi Yazıları. ed. Mustafa Aydın. İstanbul: Açılım Kitap, 2014.

Tekin, Mustafa. “Türkiye Toplumunun Dinî Hayatında Postmodern Tezahürler”. Journal of Istanbul University Faculty of Theology 25 (07 Mart 2012), 5-28.

Tosun, Muhammed v.dğr. “Aile Aidiyeti ve Mutlulukta Dindarlığın Aracı Rolü: Yetişkinler Üzerine Bir Çalışma”. Uludağ İlahiyat Dergisi 33/2 (27 Aralık 2024), 211-246. https://doi.org/10.51447/uluid.1540959

Turğut, Faruk. “Tarihsel Süreçte Aile Kurumunun Dönüşümü ve Geleceğine Yönelik Çıkarımlar”. Medeniyet ve Toplum Dergisi 1/1 (01 Mayıs 2017), 93-117.

Yıldırım, Ergün. “Aile ve Evlilik Türleri”. Aile Sosyolojisi. ed. Kadir Canatan - Ergün Yıldırım. İstanbul: Açılım Kitap, 2011.

Yılmaz, Murat. “Mahremiyetin Değişiminin Aileye Etkisi”. Tüm Yönleri İle Mahremiyet. Ankara: Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, 2022.

“TÜİK Kurumsal”. Erişim 22 Kasım 2025. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Evlenme-ve-Bosanma-Istatistikleri-2024-54194


[1]   Gencay Şaylan, Postmodernizm (İstanbul: İmge Kitabevi, 2006), 35.


[2]   Mehmet Akgül, “Modernlik-Modernleşme, Postmodernlik, Sekülerleşme ve Din”, Din Sosyolojisi, ed. Niyazi Akyüz - İhsan Çapcıoğlu (Ankara: Grafiker Yayınları, 2012), 206.


[3]   Berna Sicim Sevim - S. Seda Bapoğlu Dümenci, “Baba Yoksunluğu”, Erken Çocuk Gelişi ve Eğitiminde Baba Katılımı, ed. Şenil Ünlü Çetin (İstanbul: Nobel Yayınları, 2020), 83, 87; Yüksel Demi̇rel, “Baba Yokluğunun Ergenler Üzerindeki Olumsuz Etkileri”, International Journal of Social and Humanities Sciences Research (JSHSR) 8/66 (28 Şubat 2021), 416, 418.


[4]   İsmail Çevik, “Tarihi Seyrinde Değişen Aile ve Postmodern Babalık”, Türkiye Din Eğitimi Araştırmaları Dergisi 19 (30 Haziran 2025), 185-216.


[5]   İslam Can, “Moderniteden Postmoderniteye Ailenin Ontolojisi”, Aile Sosyolojisi Yazıları, ed. Mustafa Aydın (İstanbul: Açılım Kitap, 2014).


[6]   Mustafa Hatipler, “Modernizmden Postmodernizme Aile”, Sosyal, Beşerî ve İdari Bilimler Dergisi 6/4 (2023), 574-590.


[7]   Ünal Şentürk, “Aile Kurumuna Yönelik Güncel Riskler”, Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi 14/14 (01 Eylül 2008), 7-32.


[8]   Douglas Kellner, “Toplumsal Teori Olarak Postmodernizm”, Modernite Versus Postmodernite, ed. Mehmet Küçük (Ankara: Vadi Yayınları, 2000), 371; Akgül, “Modernlik-Modernleşme, Postmodernlik, Sekülerleşme ve Din”, 204.


[9]   Ziyaüddin Serdar, Postmodernizm ve öteki: Batı kültürünün yeni emperyalizmi, çev. Gökçe Kaçmaz (İstanbul: Söylem Yayınları, 2001), 18,21.


[10] Jean - François Lyotard, Postmodern Durum, çev. İsmet Birkan (Ankara: Bilge Su Yayıncılık, 2013), 8.


[11] Marie Rosenau, Post-modernizm ve Toplum Bilimleri, çev. Tuncay Birkan (Ankara: Bilim Sanat Yayınları, 2004), 26; Akgül, “Modernlik-Modernleşme, Postmodernlik, Sekülerleşme ve Din”, 209.


[12] Jean Baudrillard, Simülakrlar ve Simülasyon, çev. Oğuz Adanır (Ankara: Doğu Batı Yayınları, 2011); Jean Baudrillard, Sessiz Yığınların Gölgesinde Ya da Toplumsalın Sonu, çev. Oğuz Adanır (İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 1990), 14.


[13] David Harvey, Postmodernliğin Durumu, çev. Sungur Savran (İstanbul: Metis Yayınları, 1997), 64; Serdar, Postmodernizm ve öteki: Batı kültürünün yeni emperyalizmi, 21.


[14] Şaylan, Postmodernizm, 34,58.


[15] Zygmunt Bauman, Akışkan Modernite, çev. Sinan Okan Çavuş (İstanbul: Can Yayınları, 2018), 65; Ali Akay, Postmodern Görüntü (İstanbul: Bağlam Yayıncılık, 2000), 9-10.


[16] Ahmed Akbar S., Postmodernizm ve İslâm, çev. Osman Ç. Deniztekin (İstanbul: Cep Yayınları, 1995), 39.


[17] Mustafa Tekin, “Türkiye Toplumunun Dinî Hayatında Postmodern Tezahürler”, Journal of Istanbul University Faculty of Theology 25 (07 Mart 2012), 5-28; Abdurrahman Kurt, Din Sosyolojisi (Bursa: Dora Yayınevi, 2011), 209.


[18] İsmail Demirezen, Tüketim Toplumu ve Din (İstanbul: Dem Yayınları, 2015).


[19] Tony Bilton vdğr., Sosyoloji, ed. Bülent Özçelik (Ankara: Siyasal Kitabevi, 2003), 515.


[20] Zygmunt Bauman, Sosyolojik Düşünmek, çev. Abdullah Yılmaz (İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2004).


[21] Seyfetti̇n Aslan-Abdullah Yilmaz, “Modernizme Bir Başkaldırı Projesi Olarak Postmodernizm”, Modernite’den Postmodernite’ye Değişim, ed. Çoşkun Aktan Can (Konya: Çizgi Kitabevi, 2003), 8; Hasan Aydın, “Eleştirel Aklın Işığında Postmodernizm, Temel Dayanakları ve Eğitim Felsefesi”, Eğitimde Politika Analizleri ve Stratejik Araştırmalar Dergisi 1/1 (19 Mayıs 2016), 43.


[22] Zekiye Demir, “Değişen Toplumlarda Ailenin Değişmeyen Özellikleri”, Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi (ÇÜİFD) 21/2 (25 Aralık 2021), 783.


[23] Sevda Mutlu, “Postmodern Aile”, Aile ve Sosyoloji, ed. Erkan Dikici v.dğr. (Konya: Eğitim Yayınevi, 2020), 217; Demir, “Değişen Toplumlarda Ailenin Değişmeyen Özellikleri”, 783.


[24] İslam Can, “Moderniteden Postmoderniteye Ailenin Ontolojisi”, Aile Sosyolojisi Yazıları, ed. Mustafa Aydın (İstanbul: Açılım Kitap, 2014), 56-57.


[25] Demir, “Değişen Toplumlarda Ailenin Değişmeyen Özellikleri”, 784; Murat Yılmaz, “Mahremiyetin Değişiminin Aileye Etkisi”, Tüm Yönleri İle Mahremiyet (Ankara: Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, 2022), 440.


[26] Demi̇rel, “Baba Yokluğunun Ergenler Üzerindeki Olumsuz Etkileri”, 413.


[27] Nedim Öz, Ailenin Çözülmesi Süreci Olarak Boşanma Olgusu ve Din –Sosyolojik Bir Yaklaşım- (Ankara: İlahiyat Yayınları, 2019), 306-313.


[28] Ergün Yıldırım, “Aile ve Evlilik Türleri”, Aile Sosyolojisi, ed. Kadir Canatan - Ergün Yıldırım (İstanbul: Açılım Kitap, 2011), 71; Mustafa Erkal, Sosyoloji (İstanbul: Filiz Kitabevi, 1983), 75; Demir, “Değişen Toplumlarda Ailenin Değişmeyen Özellikleri”, 775-776.


[29] İsmail Çevik, “Aile İçi Rol Dağıtımında Babanın Rolü XIII. Uluslararası Din Görevlileri Sempozyumu”, Ailede Çocuk, ed. Abdullah Çan v.dğr. (İstanbul: Ravza Yayınları, 2024), 85-86.


[30] Mustafa Tekin, “Sekülerleşme Bağlamında Aile ve Kadın”, Aile Sosyolojisi Yazıları, ed. Mustafa Aydın (İstanbul: Açılım Kitap, 2014), 268.


[31] Eirini Flouri, Çocuğunuzun Hayatında Babanın Etkisi, çev. Erbil Ertürk (İstanbul: Yakamoz Yayıncılık, 2004), 18; Mehmet Fatih Güloğlu, Baba Otoritesi- Bir Aile Sosyolojisi Denemesi (Sakarya: Sakarya Üniversitesi Yayınları, 2022), 43-44.


[32] Özge Zeybekoğlu Akbaş, “Günümüzde Erkeklerin Gözünden Babalık ve Aile”, Akdeniz İnsani Bilimler Dergisi 3/2 (30 Aralık 2013), 302.


[33] Alexander Mitscherlich, Auf dem Weg zur Vaterlosen Gesellschaft (München: R.Piper&Co. Verlag, 1973).


[34] Anhony Giddens, Sosyoloji, çev. Hüseyin Özel - Cemal Güzel (İstanbul: Ayraç Yayınevi, 2000), 163; Kadir Canatan - Ergün Yıldırım, Aile Sosyolojisi (İstanbul: Açılım Kitap, 2016).


[35] Mustafa Tekin, “Ailenin Ekonomi Politiği”, Yetkin Düşünce 22 (2023), 7-16.


[36] Faruk Turğut, “Tarihsel Süreçte Aile Kurumunun Dönüşümü ve Geleceğine Yönelik Çıkarımlar”, Medeniyet ve Toplum Dergisi 1/1 (01 Mayıs 2017), 104.


[37] Ulrich Beck, Risk Toplumu Başka Bir Modernliğe Doğru, çev. Kasım Özdoğan - Bülent Doğan (İstanbul: İthaki Yayınları, 2011), 158.


[38] Ayşe Nur Çiftçi, “Aile Yapısında Yaşanan Çözülme ve Uzunköprü Örneği”, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 25/Özel Sayı (29 Eylül 2023), 491-492; Şentürk, “Aile Kurumuna Yönelik Güncel Riskler”, 12-13.


[39] Gordon Marshall, Sosyoloji Sözlüğü, çev. Osman Akınhay - Derya Kömürcü (Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları, 2005), 7-8.


[40] Aydın, “Eleştirel Aklın Işığında Postmodernizm, Temel Dayanakları ve Eğitim Felsefesi”, 281.


[41] Emre Kukuloğlu, “Feminizmin Tarihsel Gelişim Süreci ve Türleri”, International Journal of Advanced Natural Sciences and Engineering Researches 9/9 (30 Eylül 2025), 114; Gün Taş, “Feminizm Üzerine Genel Bir Değerlendirme: Kavramsal Analizi, Tarihsel Süreçleri ve Dönüşümleri”, Akademik Hassasiyetler 3/5 (25 Mayıs 2016), 167-171.


[42] Axel Sichler, Die vaterlose Gesellschaft und ihre Folgen: der Mangel an Vaterfiguren in der institutionellen Erziehung (Hamburg: Diplomica-Verl, 2014); Matthias Matussek, Die vaterlose Gesellschaft- Eine Polemik gegen die Abschaffung der Familie (Frankfurt am Main: Fischer Taschenbuch Verlag, 2006).


[43] Sevgi Adak, “Aile Dışında Hayat Var mı? Bir Kampanyanın Ardından”, Başka Bir Aile Anlayışı Mümkün mü?, ed. Nihal Boztekin (İstanbul: Heinrich Böll Stiftung, 2014), 165.


[44] Kate Millet, Cinsel Politika, çev. Seçkin Selvi (İstanbul: Payel Yayınları, 1987), 106.


[45] Millet, Cinsel Politika, 107.


[46] Schulamith Firestone, Cinselliğin Diyalektiği, çev. Yurdanur Salman (İstanbul: Payel Yayınları, 1993), 84-85, 215.


[47] Giddens, Sosyoloji, 162; Ünal Şentürk, “Aile Kurumuna Yönelik Güncel Riskler”, Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi 14/14 (01 Eylül 2008), 15.


[48] Demir, “Değişen Toplumlarda Ailenin Değişmeyen Özellikleri”, 785.


[49] Öz, Ailenin Çözülmesi Süreci Olarak Boşanma Olgusu ve Din -Sosyolojik Bir Yaklaşım-, 313-365.


[50] İsmail Doğan, Sosyoloji Kavramlar ve Sorunları (İstanbul: Sistem Yayınları, 1998), 238; Kamil Kaya - Gizem Tan Eren, “Boşanma ve Erken Boşanmaların Artış Nedenleri”, Sosyal, Beşeri ve İdari Bilimler Dergisi 3/9 (2020), 714, 717.


[51] Kaya - Eren, “Boşanma ve Erken Boşanmaların Artış Nedenleri”, 710.


[52] “TÜİK Kurumsal” (Erişim 22 Kasım 2025).


[53] Nedim Öz, “Modern-Seküler Süreçte Ailenin Çözülmesi”, Kilis 7 Aralık Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 6/11 (30 Aralık 2019), 825-826.


[54] Mutlu, “Postmodern Aile”, 217.


[55] Çevik, “Tarihi Seyrinde Değişen Aile ve Postmodern Babalık”, 191.


[56] Sema Merve İş, “Aile ve Ebeveynliğe Queer Yaklaşım: Lezbiyen, Biseksüel, Trans ve Queer Ebeveynlerin Deneyimleri”, Başka Bir Aile Anlayışı Mümkün mü?, ed. Nihal Boztekin (İstanbul: Heinrich Böll Stiftung, 2014), 158.


[57] Taha Abdurrahman, Modernlik Ruhu: İslami Bir Modernlik İnşasına Giriş, çev. Mehmet Emin Maşalı - Münteha Maşalı (İstanbul: Pınar Yayınları, 2022), 144-146.


[58] Abdurrahman, Modernlik Ruhu: İslami Bir Modernlik İnşasına Giriş, 144-146.


[59] Abdurrahman, Modernlik Ruhu: İslami Bir Modernlik İnşasına Giriş, 144-146.


[60] Yaşar Kuzucu, “Değişen Babalık Rolü ve Çocuk Gelişimine Etkisi”, Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi 4/35 (2011), 82-84.


[61] Mustafa Belli v.dğr., “Geçmişten Günümüze Değişen Babalık Rolü ve Çocuk Gelişimine Katkıları”, Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Dergisi 8/2 (30 Haziran 2021), 368-369.


[62] Hatice Balin, “Aile İçi Rollerde Babalığın Önemi”, Çocuk ve Medeniyet 6/11 (06 Aralık 2021), 74.


[63] Çevik, “Aile İçi Rol Dağıtımında Babanın Rolü XIII. Uluslararası Din Görevlileri Sempozyumu”, 89-90; Belli v.dğr., “Geçmişten Günümüze Değişen Babalık Rolü ve Çocuk Gelişimine Katkıları”, 369.


[64] Ali Bayer, “Modernleşme Sürecinde Aile: Değişen Annelik ve Babalık”, Tevilat 1/1 (30 Haziran 2020), 50.


[65] Belli v.dğr., “Geçmişten Günümüze Değişen Babalık Rolü ve Çocuk Gelişimine Katkıları”, 368.


[66] Funda Özdal - Neriman Aral, “Baba Yoksunu Olan ve Anne-Babası İle Yaşayan Çocukların Kaygı Düzeylerinin İncelenmesi”, Ahi Evran Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi 6/2 (01 Mayıs 2005), 256-257.


[67] Yıldırım, “Aile ve Evlilik Türleri”, 79-80.


[68] Demi̇rel, “Baba Yokluğunun Ergenler Üzerindeki Olumsuz Etkileri”, 416-418.


[69] Sevim - Dümenci, “Baba Yoksunluğu”; Turhan Şengönül, “Anne-Baba İlgisinin Çocukların Okul Başarısı Üzerindeki Etkisi”, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 17/4 (27 Aralık 2019), 268-292; Demi̇rel, “Baba Yokluğunun Ergenler Üzerindeki Olumsuz Etkileri”; Ersoy Özmen Alkan, “Aile Parçalanmasının Çocuğun Okul Başarısına Etkisi: Trabzon Örneği”, Karadeniz Araştırmaları Enstitüsü Dergisi 4/5 (28 Haziran 2018), 167-225.


[70] Demi̇rel, “Baba Yokluğunun Ergenler Üzerindeki Olumsuz Etkileri”, 416-417.


[71] Balin, “Aile İçi Rollerde Babalığın Önemi”, 73.


[72] Elif Merve Ertürk, “Dindarlığın Baba Rolü ve Baba Katılımı Üzerindeki Etkileri”, İdrak Dini Araştırmalar Dergisi 4/1 (15 Haziran 2024), 218.


[73] İsmail Çevik, “Tarihi Seyrinde Değişen Aile ve Postmodern Babalık”, Türkiye Din Eğitimi Araştırmaları Dergisi 19 (30 Haziran 2025), 187; Eyüp Kirpitci, “Din Eğitimi Açısından Baba-Oğul İlşkisi”, Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 30/30 (01 Temmuz 2010), 223-239; Süleyman Gümrükçüoğlu, “Çocuğun Din Eğitiminde Ailenin Rolü”, KADEM Kadın Araştırmaları Dergisi 3/1 (01 Haziran 2017), 39-60.


[74] Muhammed Tosun v.dğr., “Aile Aidiyeti ve Mutlulukta Dindarlığın Aracı Rolü: Yetişkinler Üzerine Bir Çalışma”, Uludağ İlahiyat Dergisi 33/2 (27 Aralık 2024), 217.


[75] Kadir Canatan, “Babalık Sosyolojisi: Baba Kimdir?”, Yetkin Düşünce 22 (2023), 81.


[76] Flouri, Çocuğunuzun Hayatında Babanın Etkisi, 29.


[77] Dolunay Şenol, “Değişen Toplumda Boşanmış Aileler ve Problemleri- Kırıkkale İli Kadın Örnekleri İle-”, Social Sciences Studies Journal 4/18 (29 Ağustos 2024), 1817-1818.


[78] Çiftçi, “Aile Yapısında Yaşanan Çözülme ve Uzunköprü Örneği”, 498; Bilal Çoşan, “Dünyada ve Türkiye’de Sosyo-Ekonomik Bir Problem Olarak Tek Ebeveynli Aile Olgusunun Çok Boyutlu Değerlendirilmesi”, Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi 18/41 (27 Aralık 2018), 281-282.


[79] Sulhi Dönmezer, Sosyoloji (Ankara: Savaş Yayınevi, 1982), 226; Radiye Canan Bağış, “Çocukları Suça Sürükleyen Çevresel Nedenler: Sosyal Bağ ve Sosyal Öğrenme Teorileri Işığında Bir Değerlendirme”, Humanitas - Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi 7/14 (15 Ekim 2019), 203-221; Gülşah Acar v.dğr., “Aile ve Çocuk Suçluluğu İlişkisi”, Hacettepe University Faculty of Health Sciences Journal (24 Haziran 2015).